30 Mart 2012 Cuma

Sen..!


Çok Sevdiğim Arkadaşım Close'e Atfen Yazdığım Bir Şiir...

SEN..!

Ömrünün yılgın hüznü gözlerinde aksetmiş yokluğa yamanan varlığını..
Sevda ellerinde son nefesini verirken, yarım bırakmış seni de yıllar..
Gün doğuramamış tenine şafağı yalnızlığın vehminden..
Bir ayaz sinsice mülteci olmuş virane baharlarına..
Bedenin, ateşten kelepçelerle tutturulmuş hazanlara..
Şimdi tan ağarmazken ömrün, sıkışıp kalmış bir alacakaranlıkta..

Ah.. Gözleri ceylanlardan esinlenilmiş dilber..
Ah.. Dudakları yalanlarla acıtılmış güzel..

Gönül yalnızlığa el açmış kurtar beni diye yalvarıyor..
Gece inadına tutunmuş sanki ruhunda açan karanlığa,
Çareleri bir bir tüketmiş güneş, savunmasız çırpınıyor..

Hissediyorum yüreğimin localarında varlığını,
Sızlıyorsun..
Duyuyorum hıçkırıklarını gözyaşlarımda,
Ağlıyorsun..

Bakışları gül açan gonca;
Yıldızlar bile dayanamıyor nazarında ki ızdıraba..
Yüreğinde yankılanan firakın acısı hükmünü vermiş çoktan..
Gecenin idamı gözyaşlarından asılıyor bir bir..
Hayata atfedilmiş bir kaç sevinç, iliştirilmiş hatıralarına..
Oysa kaleminden kara sayfalarına düşen hep keder!
Kayıp mezarlara gömmüşsün mutluluğu kendi ellerinle..
Ardından okunmuş bir Fatiha, sanma vefasızlığın affına yeter!

Bir bela ölüm alıp giderken canına varan terennümü..
Sen sevdanın topraklarına deli deli esmesiyle başlamışsın var olmaya,
Bir vefasız sevgili kirletirken en masumlarını,
Sen hakkın olmayan bir acıya talip olarak karışmışsın maveraya..!

Hadi, çırpınıyorken umutların yaralı bir kuşun kanadında,
Ne bekliyorsun durma gülümse artık..!


.. Kalemim kilitlendi yine!

Nursalkımın..

29 Mart 2012 Perşembe

GünaySın..


Günaysın artık..
Sabahları söylenen bir kelime dokunur mu insana bu kadar?
Dokunuyor işte..
Ben hala bitirememişken kara dolu geceyi, başkalarına doğduğunda güneş..
Kıskanıyorum..

Oysa ben uyanıyorum gece, yatıyorum gece...
Çözemiyorum hayatı, söyleyin ALLAH aşkına bu ne garip bir bilmece?
Ortada bir yerlerde takılı kalmış durumdayım…
Ne bir adım ileri?
Ne bir adım geri...!
Bir maveranın girdabında,
Dönüyor, gülüyor ve ağlıyorum…
Dökülmesin diye gözyaşlarım, tek tek avuçlarıma topluyorum..
Biriktirdim ya, bir deniz oldu sonunda!
Şimdi öperek dindirmek isteyen var mı?

Göz zindanlarına tutsak edilmiş aciz ruhum,
Şimdi kırmak zincirlerini ve özgürce kanat çırpmak istiyor ey sevgili..
Ne olur artık git benden,
Neden gitmiyorsun ben senden gittim gideli...?
Ne olur git de rahat bırak çekimine kapılmış düşüncelerimi...
Git artık! sıcaklığını da al ve git!
Rahat bırak şu zavallı yüreğimi...
Ya gel artık hayallerimden gerçeklerime aysın günüm,
Ya da çek git, git de boğsun beni derin kederlerim ve deli hüznüm...

Tam ortasında bir yerlerde takılı kaldığım ölüm...
Ya gel! ve aysın benim de ömrüm,
Ya da git artık! Solsun ellerim de kalan son gülüm...


Nursalkımın..

28 Mart 2012 Çarşamba

Son Sigara..! // Bölüm 13



BÖLÜM  1 // OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ..!
BÖLÜM 10 // OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ..!
BÖLÜM 11 // OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ..!
BÖLÜM 12 // OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ..!



EYLÜL 2004

-"Bir melek kadar güzel oldun Deniz abla." dedi Melek Deniz'e hayran hayran bakarak.

Deniz gülümsedi;

-"Tıpkı senin gibi yani?" diyerek hem Melek'i hem de yanlarında durmaktan olan Bora'nın annesi Zeynep hanımı gülümseten muzip bir cevap verdi Deniz.

Meleğin yüzünde ki gülümseme birden daha da büyüdü, abisinin âşık olduğu bu kadına kendisi de büyük bir sevgiyle bağlanmıştı. Deniz bu kısacık zaman zarfında ona çok iyi bir abla olmuştu, daha tanışalı bir ay olmuştu ama aralarından su sızmıyordu. Hatta zaman zaman Bora ikisine "bakıyorum da bu iki güzel bayan bir araya gelince beni unuttu" deyip nazlanıyor ve takılıyordu.

Halbu ki melek abisine aşık bir kardeşti ama şimdi artık her şey de Deniz'in yanında olmaya başlamıştı.  Deniz'in kimsesiz olması Melek'i çok üzüyordu ve bunu hissettirmemek için elinden geleni yapıyordu. Kendini adeta Deniz'e bir kardeş addetmişti.

Ama bu sevgi elbet karşılıksız değildi çünkü Deniz de Melek'i gerçekten çok sevmişti, bunca yıldır tek başınayken şimdi kocaman bir aileye sahip olmuştu. Bora'nın annesini de çok seviyordu ama Melek hepsinden ayrı olmuştu onun için. Bir kardeşi olsa ancak Melek kadar sevebilir ve yakın olabilirdi.

Deniz, aynada beyaz içinde kendine bakarken aklına kendi ailesi geldi. Acaba annesi yaşasaydı ve şimdi yanında olsaydı kendisini nasıl hissederdi, bunu kestirmeye çalıştı. Gayrı ihtiyari eli boynunda ki anne ve babasının resimlerinin olduğu kolyesine gidince gözlerinden akan bir iki damla yaşa mani olamadı.

Anne ve babasının yokluğu her ne kadar içini yaksa da Deniz'in içi rahattı. Annesi ve babası yanında yoktu ama Bora ve ailesi onunlaydı ve biliyordu ki her anne baba kızlarının böyle bir ailenin yanında olmasından mutlu olurdu. Deniz'in şimdi kocaman bir ailesi olmuştu. Üstelik çok yakında bu aileye küçük bir fert daha katılacaktı.

Deniz bunları düşünürken farkında olmadan eli karnına gitti. Zeynep Hanım Deniz'in aklından geçenleri okumuş gibi gelinine sıkıca sarıldı.

-"Üzülme güzel kızım, her ne kadar madden olmasa da onlar şimdi manen senin yanındalar ve eminim çok mutlular. Ben buna eminim." dedi. Deniz gözlerinde ki yaşları silip tebessüm etti ve Zeynep Hanım'a sıkıca sarılarak teşekkür etti. Kendisine böyle güzellikler verdiği için ALLAH'a şükretti bir kez daha.

Zeynep Hanım çok samimi ve çok kibar bir kadındı. Deniz'e her şeyde yardımcı olmuş ve sıcak davranmıştı.

Tanıştıkları ilk gün aklına geldi Deniz'in, Bora hava alanından Melek'i ve Zeynep Hanım'ı almaya gittiğin de Deniz ne yapacağını şaşırmıştı. Onların kendisini sevmemesinden çok korkuyordu. Kendini sevdirmek için elinden geleni yapacaktı.

O gün Deniz en ince ayrıntısına kadar evi derlemiş toparlamış ve elinden gelen bütün güzel yemekleri yapmıştı. Hem Bora'yı sevindirmek hem de ailesini memnun etmek istiyordu. Her şey iyilikle ve güzellikle olsun istiyordu.

Bora'nın ailesinin kendisini nasıl karşılayacaklarını bilmediği için başta tedirgin olmuştu, çünkü daha tanımadan Bora'nın babası Deniz'e kesinlikle karşı çıkmış ve bu evliliği reddetmişti. Deniz bu duruma kahrolmuş ve Bora'nın kardeşi ile annesinin de kendisini sevmeme ihtimalinden korkmuştu ama düşündüğü gibi olmamıştı hiçbir şey, daha ilk günden birbirlerini çok sevmişler sanki kırk yıllık tanışık gibi samimi olmuşlardı. Zaten Bora gibi birinin ailesi nasıl kötü olabilir ki diye de düşünmüştü kendince Deniz.

Eve geldiklerinde daha Deniz'i kapıda görünce sıkıca sarılmışlar, bağırlarına basmışlardı. Bora Deniz'in hikayesini yolda annesine ve kız kardeşine tüm detayları ile anlatmıştı. Zeynep Hanım ve Melek Deniz'in yaşadıklarını duyunca çok üzülmüşlerdi. Bora, Deniz'i anlatırken öylesine mutlu ve huzurlu görünmüştü ki onlarda daha tanımadan Deniz'i sevmişlerdi. Deniz böyle sıcakkanlı insanlar oldukları için ALLAH'a bir kez daha şükretmişti.

Her şey yolunda ve kusursuz ilerlemişti tek sorun Bora'nın babası Tevfik Bey bu evliliğe karşı çıkmış ve düşüne gelmemişti. Deniz bu duruma çok içerlemişti. Her ne kadar Bora, "üzülme babam böyle bir insan, yapacak bir şey yok." demişse de Deniz bu eksikliği bir türlü kabullenememişti. Üstelik Bora da aksini iddia etse bile bu duruma çok üzülmüştü ama belli etmemek için elinden geleni yapmıştı.

Deniz bu anılar içinde kaybolmuş aynada kendine bakarken alnına dokunan bir çift dudağın sıcaklığı ile kendine geldi. Bora'nın onu her öpüşünde hala ilk gün ki gibi heyecan duyuyor ve karnında kelebekler uçuşuyordu. Alnına konan öpücükle Deniz'in içi sıcacık olmuştu.

Bora Deniz'in aynaya yansıyan görüntüsünü gördüğünde karşısında duran güzellik yüzünden sanki dili tutulmuştu. Konuşmak içinne kadar çabalasa da hiçbir şey söyleyemedi. Gözleri parladı ve bu kadının eşi olma gururuyla göğsü kabardı. Her geçen gün Deniz'i daha yakından tanıyor ve daha fazla aşık oluyordu.

Deniz, kendisine hayran hayran bakan Bora'nın omzunda duran eline dokundu.
-"Sen mi geldin aşkım?" diye sordu tebessüm ederek. Bora aynadan yansıyan görüntüde ki güzelliğin kendisine gülümsediğini görünce heyecanı iki kat daha arttı.

-"Çok.. Çok.. Güzel olmuşsun Sevgilim, Eminim prensesler bile kıskanır seni." Dedi Bora kekeleyerek.

-"Öyle güzelsin ki bunu hangi kelimelerle ifade edeceğimi inan bilmiyorum birtanem. Sadece şunu bil seni her şeyden çok seviyorum." diye devam etti Bora konuşmasına.

Deniz'in mutluluktan gözleri dolmuştu, Melek'in de yardımıyla yavaşça ayağa kalktı ve karşısında durup beyaz bir takım elbise içinde kendisine hayran hayran bakan adama sıkıca sarılarak;

-"Prensim varken prenses olmamak mümkün mü sevgilim?" diyerek muzipçe güldü. Onlar birbirine öylesine dalmışlardı ki Zeynep Hanım ile Melek'in odadan yavaşça çıkıp onları yalnız bıraktıklarını fark etmemişlerdi bile.

Bora, Deniz'in önce alnına sonra da dudaklarına küçük bir öpücük kondurup koluna girerek duvağını örtmesine yardım ederken;
-"Seni çok seviyorum birtanem, bana böyle bir mutluluğu bahşettiğin için sana çok teşekkür ederim." dedi ve mutluluktan dolan gözlerini kırpıştırdıktan sonra konuşmaya devam etti.

-"Bizi bekleyenleri daha fazla bekletmeyelim artık. Hadi inelim!" diyerek artık çıkma vaktinin geldiğini hatırlattı.

Deniz'in kalbi küt küt atmaya başladı, öylesine mutluydu ki adeta havalarda uçuyordu, Deniz Boraya müteşekkir ve sevgi dolu bakışlarla bakarken konuşamadı, gözünden akan bir damla yaşın ardından yutkunurken sadece;

-"Bende Seni Seviyorum..!" diyebildi.

Deniz, beyaz sade ve şık gelinliği içinde adeta kuğulara benzemişti. Öylesine duru bir güzelliği vardı ki  kuaför Deniz'e neredeyse makyaj bile yapmamıştı.

İkisi de hem çok heyecanlı hem de Bora'nın babasının gelmeyişinden dolayı buruktu. Bora her ne kadar ümidini kesmişse de Deniz hala içinde bir yerlerde Tevfik Bey'in gelerek onların bu en güzel gününde yalnız bırakmayacağı umudunu taşımasına rağmen geçen her dakika ile birlikte Deniz'in de yavaş yavaş umudu kırılmaya başlamıştı. Sanırım artık bunun için geç diye düşündü Deniz, çok üzülse de bu gerçeği kabul etmesi gerektiğini biliyordu. Her şeye rağmen bu gün en mutlu günüydü.

Son kez birbirlerine bakıp gülümserlerken Melek'in kapıdan "Hadi çifte kumrular, burada sizi bekliyoruz ve ağaç olduk" diye mızırdayan sesini duyduktan sonra el ele tutuşup hazırlık odasından nikahın kıyılacağı salonun merdivenine doğru yavaşça çıktılar.

Bitimin de kocaman beyaz karolarla kaplı, etrafı tamamen manzaraya açılan camlarla çevrili büyük bir salon olan uzun bir merdivenin önüne geldiler. İkisinin de yüreği küt küt çarpmaya başlamıştı. Düğünden önce ne kadar prova etmiş olsalar da sanki ilk kez merdivenlerden inecek gibi hissediyorlardı.

Deniz salona giriş yapacakları müziğin sesini duyana kadar beklerken etrafa şöyle bir göz gezdirdi.
Tüm genç kızlar gibi kendisinin de hep hayal ettiği o düğünü şimdi gerçekten yaşıyordu, ömrü boyunca bunun sadece rüyalarında olabileceğini düşünmüştü ama işte her şey gerçekti ve gerçekten muhteşemdi.

Etraf beyaz tüller ve rengârenk  kır çiçekleriyle süslenmişti. Salonun tavanından simli iplere asılmış beyaz papatya figürleri, muhteşem koca avizelerden yansıyan ışıklar eşliğinde hem parlıyor hem de çok güzel görünüyordu.

Hemen merdivenin sağ tarafında beş altı metre ileride kocaman bir nikâh masası vardı. Nikâh masasının etrafı beyaz tüller renkli mumlar ve kristallerle süslenmiş masanın üzerine beyaz güller serpiştirilmişti. Her şey eksiksiz ve kusursuz görünüyordu.

Sanki bunların hepsi bir rüya, Deniz'de bu rüyanın prensesiymiş gibi hissediyordu. Yaşadığı bu tarifsiz mutluluğun yanında küçük bir burukluk hüzünlendiriyordu Deniz'i ama yapacak bir şey yoktu. Deniz elinden geleni yapmıştı nede olsa...

Evet, nihayet salona giriş müziği başladığında Bora ve Deniz el ele tutuşup, tek tek merdivenlerden inmeye başladılar. Dünya Deniz ve Bora'nın etrafında hızlı hızlı dönmeye başlamış ve ikili salonda ki kalabalığa rağmen sanki hiçbir şey göremez ve duyamaz olmuşlardı. Sanki tüm dünya birden donmuş ve orada sadece ikisi kalmıştı.

Deniz, sevgilisinin elini sıkıca tutmuş, kulağında uğuldayan piyano ve keman karışımı tınının eşliğinde yavaş yavaş aşağı inerken merdivenin bitiminde Melek'le birlikte onları bekleyen ve kendilerine büyük bir sevgiyle bakan Zeynep Hanım'ın mutluluk gözyaşlarını görebiliyordu. Deniz’in de gözleri dolmuştu.

Her şey çok güzeldi, Deniz hayatının en güzel ve en özel dakikalarını yaşıyordu, Bora'nın arkadaş ve akrabalarından yüzlerce kişinin meraklı gözleri ikisinin üstündeydi.

Deniz'in Melis ve Salih amcadan başka hiç kimsesi olmamasına rağmen Bora ailesinin çok seveni olduğu için düğün oldukça kalabalıktı. Hatta o kadar kalabalıktı ki misafirler neredeyse salona sığmamıştı. Bir kısmı açık olan terasa geçmiş düğünü oradan izliyorlardı.

Deniz'in yetimhaneden arkadaşı Melis'ten başka tanıdığı olmadığı için sadece Melis'i davet edebilmişti. . Birde Bora ile ikisinin ortak tanıdığı ve çok sevdikleri Salih amca vardı.

Salih amcayı düğüne davet ettiklerinde Salih amca Bora'nın omzuna hafifçe vurarak;
-"Seni de çok severim evlat ama ben Deniz kızımın tarafı olarak geleceğim düğüne ona göre" demişti.

Deniz Okyanus cafeden bir iki kişiyi daha çağırmaya niyetlenmiş ama düğünü Halil'in bilmesini istemediği için cesaret edip davet edememişti arkadaşlarını.

Bunları düşünürken Deniz'in dalgın gözleri Salih amcanın mutlu gözleriyle buluştuğunda kendisine sevecen bir şekilde bakan yaşlı adama minnetle gülümsedi.


Nihayet merdivenlerden inme merasimi bittiğinde, iki sevgili birbirlerine gülümseyerek baktılar, daha sonra da Bora, tıpkı prova ettikleri gibi Deniz'in önünde nazikçe eğilerek dans etmek için elini uzattı. Deniz kendisine uzatılan eli sevgiyle ve sıkıca tutarak kendisine yapılan nazik teklifi kabul ettiğini belli etmek için hafifçe dizlerini kırarak eğildi ve birlikte güzel bir şarkı eşliğinde dans etmeye başladılar.

Deniz ve Bora birbirine öyle güzel yakışmıştı ki salonda ki herkes onları hayranlıkla ve gıpta ederek izliyordu. Ama onlar gözlerini birbirinden alamadıkları için insanların hayran bakışlarının farkında bile değillerdi.

İki sevgili müzik bitinceye kadar kendilerini ve insanları mest eder şekilde dans ettikten sonra salonda bir alkış furyası koptu. Herkes gelin ve damadın üzerine rengârenk çiçekler ve gül yaprakları atmaya başladı.

Deniz ve Bora dansa ve birbirlerine öylesine dalmışlardı ki kopan alkışla ancak kendilerine gelebilmişlerdi. Düğünün planlamasını ve sunumunu yapan Oktay Bey'in şen sesi ile davet edildikleri nikâh masasına doğru yürürken bile iki sevgilinin hem elleri hem de kalpleri sıkıca birbirine kenetlenmişti.

Masaya yaklaştıklarında Bora önce Deniz'in oturacağı sandalyeyi kibarca çekip oturmasına yardım etti ve sonra kendisi için hazırlanmış olan yere geçip oturdu.

Nikâh memuru Şevval Hanım'ın Bora'nın çok sevdiği eski bir arkadaşıydı. Eskiden Bora'ya "Eğer bir gün evlenirsen, senin nikâhını mutlaka ben kıyacağım" diye sık sık takılırdı ve şimdi bu gerçek olmuştu. Şevval Hanım bu nikâhı kıyacak olmaktan büyük mutluluk duyuyordu.

Masaya oturduklarında etrafına bakınan Deniz her şey ne kadar mükemmel diye geçirdi aklından, ama bunu düşünürken gözleri Bora’nın güzel yüzüyle buluştuğunda bir anlıkta olsa bir buruk bir hüzün gözlerinden geçip gitti.

Şevval Hanım nikâhı kıymak üzere mikrofonu alıp konuşmaya başladı.

-"Sevgili konuklar bu gün burada hepimizin tanıdığı ve eminim ki hepinizin benim kadar çok sevdiği arkadaşım Bora'nın ve onun güzeller güzeli sevgilisi Deniz'in nikâhını kıymak ve mutluluklarına eşlik etmek için toplanmış bulunuyoruz." Deyip derin bir nefes aldıktan sonra konuşmaya devam etmek için ağzını açmıştı ki bir anda salonda oluşan sessizliği delen adım sesleriyle dikkati dağıldı.

Herkes gibi Şevval Hanım'da başını kaldırıp, nikâh salonun sahile doğru açılan kapısından içeriye doğru gelen kişiye meraklı ve soran gözlerle bakmaya başladı.



….

(Devam Edecek)


Nursalkımın..

27 Mart 2012 Salı

Gözyaşı..



Son duraktır gözyaşı,
Varılacak en son vuslat, bitmeyen her acının kilitli en son kapısı.
Vicdanın inceden inceye sızladığı,
Yüreğin acıya teslim olduğu tükenmiş bir yoldur onun adı.

Çaresizliğin bir diğer adıdır gözyaşı!
Hüzünlerin sığındığı limanın bilinmeyen tadı,
Kahrın bambaşka bir sayfasıdır gözyaşı!

Ve mutluluktan akmaz hiç bir zaman,
Aslında mutluluğun yol bulduğu anlarda gözlerimizden akan,
Acının bıraktığı burukluğun en masumane sızılardır!
.
Yürek bir kez mesken tuttu mu gözlerde ki buğuda,
Sızıların izlediği ince bir yoldur son adımda gözyaşı!

Gecelere haykırıp usulca yaralarımızı,
Dilin lal olup takıldığı noktada son sözdür gözyaşı!

Anlatmaya kifayet etmediğinde kelimeler, galeyana gelip bir bir akar gözlerimizden nameler!
Kalemin taşıyamadığı mahremiyetin tane tane çizilişidir yüreğe.
Suskunluğun avaz olup feryat figan bağırışıdır bilinmeyene!

Sessiz çığlıkların belki kalbi kırık ressamlarca çizilen başka bir resmi,
Takatin son zerresine değin tükendiği, teslimiyetin diğer bir sesi…
Zehir gibi acıdır ve zehirden değil acıdandır gözyaşı..

Hasretin oklarının dik dik yüreğe saplanışı,
Kimsesizliğin gözlerde yankılanışı..
Bakışların yalnızlığa yaktığı ağıt,
Masumiyetin çehremizde kahırlanışı!
Zehir gibi acıdır ve zehirden değil acıdandır gözyaşı..

Nursalkımın..

26 Mart 2012 Pazartesi

Uyumayan Hüzünler.. // 2008


Beni bakışlarına hapseden sevgili;
Kaç yıl geçti beni yarım bırakıp gittin gideli..?
Kaç zaman eskittim yaşamaya dair?
Şimdi ben yıkık bir saat misali, ilerleyemiyorum hayatta..
Hep tıkanıp kaldım,beni bıraktığın o durakta...
Söylesene bu kadar ağır olmalı mıydı bu yasağın bedeli?

Biliyor musun? Ben bazen oturup saniyeleri sayıyorum..
Kendime kızıyorum, unut artık yalandı her şey diyorum..
Bazen senli geçtiğimiz yerlerden şimdi sensiz geçiyorum..
İşte o an hayata tutunmak için topladığım tüm gücü bir çırpıda kaybediyorum...
Bu kadar mı aciz olabilir bir insan ufak bir hatıraya karşı?
Elimde bir gül kurusu, parçalayıp atamıyorum,
Bakıyorum, bakıyorum...
Benliğimde yankılanan acı bir hıçkırık...
Ağlıyorum, acıyorum, kanıyorum, UNUTAMIYORUM....!

Şimdi öylece sessizce kendime bakıyorum uzaktan...
Ben bir yıkıntıyı görüyorum suretimde,
Normal bir insan görecek belki dışarıdan bakan...
Çaresizlikler topluyorum üstü kederli anılardan kalan...
Etrafımda ki binlerce insan içinde yalnızlığı oynuyorum...

Biliyor musun vefasız sevgili...
Çok zaman geçti belki üzerinden....
Ama ben aciz kaldım, dindiremedim hiç bir zaman sensizliğimi,
Unutamadım verdiğin aşk sözlerini,
Silip atamadım tamamen sevgini...!
Yerine başkalarını koydum, içimde ki acının belki bir kısmını avuttum...
Ama hala yüreğimde derinlerde bir yerde, belki de beynimin en ücra köşesinde..
Ve ellerimin içinde, üstüne örttüğüm gözyaşlarının altında, izlerini taşıyorum hala...
Göğsüne yaslanıp da yukarıya doğru baktığımda ki o eşsiz siluetin gözlerimden hiç silinmiyor...
Ah be çaresizliğim, sana elveda dediğimden beri artık hiç bir veda gerçek gelmiyor..!

Biliyor musun yazdığın mektubu hala saklıyorum ezberimde...
Ah! Çoktan yırtıp atardım da kıyamadım o masum sevgiye...

Ve şimdi merak ediyorum;
Acaba hatırlıyor musun beni?
Sende arada bir kederden ağlıyor musun?
Lanet ediyor musun benim gibi kadere..?
Keşke diyor musun söylesene?
Bir umut büyütüyor musun içinde belki bir gün yine,
Uzakta olsa görebilirim bir iki saniyeliğine diye...
Yemin ederim artık istemiyorum ki ben madden seni,

Sadece hayallerde...

Sadece...


Nursalkımın..

23 Mart 2012 Cuma

Sobe..!



Hadi çık artık saklandığın kuytulardan,
Güneşe doğ usulca mavi göklerde...
Yıldız ol pırıl pırıl, parla esmer gecelerde...
Hadi korkma çık büründüğün hayali siluetlerden...
Hadi bitsin bu savaş,
Öcünü aldın yeterince işgal ettiğin zavallı kalplerden...

İstediğin gibi, istediğin kadar konuş artık,
Suskunluğum ürkütmesin kükreyen kelimelerini!
Adını gizem koyduğun korkaklığınla mutluca kal...
Gelme bir daha gönlümden gittiğin yere..
Yüzme artık suyunu tükettiğin denizlerimde...
Uğrama sakın kendimi kaybettiğim limanlara...

Gelme ve bana gülme..!

Korkma artık dehşete düşüren yalnızlığımdan,
Sana ne olur ki sanki?
Korkma!!!!

Gittim ben çoktan et bedenimden...
Mutlu ol ardında bıraktığın eserinden...
Kemiklerime, iliklerime işlediğin sızıyı geri al,
Sana dair hiç bir iz kalsın istemiyorum cesedimde!

Ve bil..!
Tesir etmeyecek artık büyülü gözlerin, feri sönmüş bakışlarıma!
Oyun oynama!
Üzül desem anlar mısın ki?
Bıraktım üstümde ağırlık yapan ne varsa,
Sırtıma alıp hayallerimi, yırtıp pırtık bir sevdaya bohçaladım,
Uçurumun kenarında yaprakları dökülen çiçekler misali,

Ve... sensizlikten gittim ben...
Gözün aydın, bak! bittim ben...

Bir, iki ve üç hadi sen sayıları hecele,
Bir iki ve üç sağın solun saklanmayanı ebele!
Bir iki ve üç!
Artık gözlerini aç  ve yokluğumu sobele!


Nursalkımın..

22 Mart 2012 Perşembe

Biriciğim'e (Eşim'e)..


Ben yaşadığım her ince ayrıntının sıkıcılığına rağmen mutluyum..
Evet sadece senin sayende..
Her ne kadar ezilmişsem de hayatın ağır yükü altında,
Seninle yeniden adım attım hafifliğe, sıcak bir kalbin kollarında..
Seninle göz yaşlarına hapsettiğim tebessümleri yakaladım yeniden yüreğinden,
Seninle hatırladım içten gülmeyi..
Sıcaklığına sığındığım da hissettim ne kadar üşümüş olduğumu!
Sen yüreğimin yaralarını saran sevgili,
Sen üstüne basılan güllerimi yeniden yeşerten yürekli bahçıvan,
Sen yalnızlığın küflerince işgâl edilmiş surlarımı sömürgeden kurtaran cesur savaşçı!
Hoş geldin, iyi ki geldin..
Çok bekledim gelişini ruhumda..
İyi ki geldin, hoş geldin..
Şimdi seninle yeniden başlıyor tarih ve yeniden yazılıyor benim kaderimde aşk!
Yüreğimin kırık kapılarının bütün kilitlerine tek anahtar sensin,
Buyur gir içeri..!


Sen benim mutluluğumsun..
Yektanem, herşeyim, canözüm, ömrüm..
Sana çok teşekkür ederim, bana hayatı geri verdiğin için..

09.03.2008 // Sevgili Eşime...


Nursalkımın..

21 Mart 2012 Çarşamba

☆ Göbekli Tepe - Urfa (Mutlaka Okuyunuz)

☆Arkadaşlar geçtiğimiz hafta şirketimiz ile küçük bir gezi düzenleyip Antep-Urfa-Mardin-Diyarbakır turu gerçekleştirdik. Bu tura dair çok güzel resimlerim ve paylaşmak istediğim bilgiler var fakat iş yoğunluğum ve rahatsızlığım nedeniyle bu paylaşımı erteliyorum.

☆Ama çok önemli olması sebebiyle bu turda benim en çok dikkatimi çeken, Türkiye ve Urfa için paha biçilmez bir tarihi değeri olan Göbekli Tepe'yi sizlere anlatmak istiyorum. Bu yer beni gerçekten çok etkiledi üstelik benim daha önce hiç bilmediğim bu yer aslında bizden ve bizim milletimizden başka dünyada ki diğer herkesin dilindeymiş, yaptığım küçük araştırma da bunu öğrendim.

☆Bizim şuan yüzüne bile bakmadığımız bu değer ilk insan ve medeniyetlere dair çok büyük ipucular veren çok eski, hatta şimdiye kadar keşfedilmiş en eski tarihi tapınaktır.

☆☆☆Ve şuan arkeolojik kazı çalışmaları bile Almanlar tarafından yapılmaktadır.☆☆☆

☆Dünyanın dünya mirası ve değeri kabul ettiği ve en ince ayrıntısına kadar adım adım gelişmeleri takip ettiği bu yer ülkemiz tarafından ibretliktir ama henüz kültürel değer olarak kabul görmemiş ve korumaya bile alınmayacak kadar özensiz ve ilgisiz bırakılmıştır.

☆Öyle ki kazı esnasında ortaya çıkarılan çok değerli bir heykel bu ortamdan kolayca çalınmıştır.

☆Bu konu hakkında bize gönderilen çok güzel bir pps sunum dosyası var. Bu yazının ekinde tıklayacağınız linkten bu dosyayı indirmenizi, mutlaka izlemenizi ve başka insanlara da önermenizi önemle rica ediyorum.

☆Lütfen bu konuya duyarsız ve ilgisiz kalmayalım, topraklarımızdan fışkıran tarihi eserlerimize, değerlerimize ve ülkemizin geçmişine sahip çıkalım.


Nursalkımın..

16 Mart 2012 Cuma

Duamsın..! DuaLarımsın..! DuaLarımdasın..!



Yar..!
Koyu, kara, kapkara bir gecenin içinden usulca yüreğimden sızdırdığım bir kaç soğuk cümlem var… 
Biliyorum hissediyorsun, biliyorum ben içimden sessizce söylerken sen beni hep duyuyorsun...
Ben artık yalnız ellerimi açtığımda geliyorum senin yanına, sessizce giriyorum ruhuna, yavaşça sokuluyorum ve dualarımın en güzeliyle senin için sakladığım busemi konduruyorum biraz utangaç bir edayla yanağına...
Biliyorum hissediyorsun, çünkü o an yüreğine dokunuyorum sıcacık oluyor, kalp atışların hızlanıyor ve biliyorum ki sende o anda usulca beni öpüyorsun...

Her lahza ellerimi açtığımda ve "o"na yüreğimi saldığımda gideceği tek kapıdan seni umut ediyor biliyorsun değil mi yar..?
Rabbimden bir seni diliyor...

Ben sana ne kadar alışmışım ey her şeyimi adadığım can parçam, diğer yarım... Meğer benliğimi ne kadar sana kaptırmışım...
Evet, her şeysin sen, senin adın her şey... Benim her şeyimsin sadece...
Sen hem hüznümsün hem hüznüme güneş açtıran baharım, hem gözyaşlarımsın, hem de dualarım... Hem derdimsin, hem de en güzel dermanım... Sen bensin, bende sende yaşayan bir sevdayım... 

Sen candaki canımsın, can tanem, goncamsın...
Duamsın, dualarımsın,  hep dualarımdasın...

Şimdi meltemine naz yaptığım gecelerin tek çaresisin... Dinlediğim tüm şarkılar, yazdığım tüm şiirlersin...  Sen her şeysin, her şeyimsin, evet duamsın sen, bütün dualarımsın...
Hatırlıyorsun değil mi yar, hani bana sen üzülürsen ben hissederim demiştin, hani cennetteki “Tuğba Ağacı”nı anlatmıştın... Hissediyorum hatırlıyorsun, biliyorum hiç unutmadın ki...
İşte şimdi bende o “Tuğba Ağacı”nın bütün yapraklarıyım ve hep senin yanındayım... Beni düşündüğün zaman hissedebiliyorum...
Ey gece yüklediğim yar... Sanma ki unuttum seni, sanma ki yitip giden zamana yenildiğimden bu suskunluğum. Sanma ki başka limanlarda başka koylarda demir attı garip yüreğim...
Ey yar..! Biliyorsun, hissediyorsun değil mi? Ben şimdi seni hep dualarımla seviyorum, dualarımda istiyorum... Sana dualarla geliyorum...

Yar... Biliyorsun değil mi, tüm dualarda sadece seni istiyorum...
Yar sen benim dualarımda tek yalvardığım, canandan tek dileğim, tek isteğimsin... Dualar da doyumsuz sevdiğimsin, duamsın dualarımsın...
Sen benim ona adanmış en güzel parçam, sabrım, imtihanım ve dualarımda dökülen gözyaşlarımsın...

Sen benim dualarla kavuşacak olduğum bana yazılmış yazgı, sen kara kışlarda yanan ruhuma baharsın..

Sen duamsın, dualarımsın, dualarımdasın...

________________________________________________________________

"Hadi geceyi bir kağıda çiz, çizmelisin...
Gündüzü benim için öldürüp, yıldızları avuçlarıma vermelisin...
Hadi yar ölümsem ben, sen benim için ölmelisin...  
Beni ölümüne sevmelisin…
Ya da git artık benden gitmelisin, gidersen solacağım, yitip mağrur gecelerde hep kanayacağım bunu da bil, öleceğim bilmelisin… 
Eğer istiyorsan ruhumu, deli gibi sev beni.. 
Sev! Sevmelisin...  
İçimde yüreğimi koparan bu fırtınanın karşılığında bir poyraz olup esmelisin,!
Hadi karşılığımı ver! 

Vermelisin..."
________________________________________________________________


Nursalkımın..

15 Mart 2012 Perşembe

Son Sigara..! // 12. Bölüm



Hayat tevafuklarla dolu bir okyanus misali derindi. Zaman akıp geçiyor hiç ummadığımız anlarda hiç ummadığımız acı tatlı sürprizler sunuyordu bizlere. Oysa çok değil bundan üç dört ay önce biri gelip Deniz'e hayatın tamamen değişecek bir insan tarafından sevilecek ve deli gibi seveceksin dese kim inanırdı?

Ama şimdi öyleydi, Deniz bu gece sevdiği adamın kollarında uyumuş ve güneşe gözlerini yine onun kokusu eşliğinde kendisini sıkıca saran kolları arasında açmıştı.
Mutluydu hem de hayatında hiç olmadığı kadar. Kesinlikle dünyanın en büyük mutluluğuydu bu, daha ötesi var mıydı? Sordu kendine kendine.

Oysa daha saatler önce belki de hayatının en zor kararını vermek için kendisiyle mücadele ediyor ve bu gün ki mutluluğundan usulca ve sakince gitmeye çalışıyordu.

Deniz kendi kendine gülümsedi, şimdi tabağında büyük bir iştahla yediği kek olmasaydı belki de Bora ona yetişemeden o kapıdan karanlık ve loş bir kadere doğru çekip gidecek ve büyük kederler denizinde limansız ve sahipsiz yaşama mücadelesi verecekti.

Bunu düşünürken içi ürperdi Deniz'in, düşüncesi bile canını yakmıştı. Eli istemeden karnına gitti.
Evet yanında bir hediye olacaktı ama yine de o hediyeye her baktığında hem büyük bir mutluluk ve teselli bulacak hem de tarifsiz acılar yaşayacaktı.

Ama  Deniz'in çok sevdiği rabbi, her karanlığın sonunda olduğu gibi onunda şafağını söktürmüş, mutluluk güneşini dünyasına doğurmuştu.

Bundan sonra her ne olursa olsun her ne yaşarsa yaşasın sevdiği adam yanında olacaktı ve bunu bilmek dünyanın tüm kötülüklerine bedeldi Deniz için.

Deniz, farkında olmadığı şükür gözyaşları içinde derin düşüncelere dalmışken telefon çaldı. Telefonu alıp ekrana baktığında gözyaşlarının aktığı deniz gözlerinin içi güldü, daha gideli beş dakika olmamıştı ama Bora arıyordu.
Deniz kendi kendine "Canım sevgilim benim." dedi ve telefonu açtı.

...

Bu gün yaz başka bir güzel vurmuştu sahile, güneş başka bir parlıyordu gök yüzünde. Çiçeklerin rengi daha parlak, kuşların cıvıltıları daha netti.

Hayat denen zaman meftunu demek böyle güzel ve lezzetli olabiliyordu. Bora öylesine mutluydu ki, sahilde ki kayalara çarpan her dalga sanki her defasında yüreğinde ki limana beyaz köpükler bırakıyor ve onu böylesine coşturuyordu.

Hayat artık bambaşkaydı, hem güzeller güzeli bir sevdiği, hemde hiç ummadığı anda sevdiğinden hediye bir çocuğu olmuştu.

Kulağa acayip ve imkansız geliyordu ama olmuştu.

Bora büyük bir sevinçle evden çıkar çıkmaz annesini aradı ve olan biteni anlattıktan sonra en kısa zamanda Deniz'le evlenip yuva kurmak istediğini söyledi, annesi Bora'nın tahmin ettiği gibi sevinçten havalara uçmuş ve en yakın zamanda kardeşini de alarak yanlarına geleceğini ve hazırlıklara başlayacaklarını söylemişti.

Bora mutluluktan havalara uçuyordu, artık tek bir pürüz vardı o da durumu babasına anlatmak. Bununla nasıl baş edeceğini bilmiyordu ama artık hiç bir şey umurunda değildi ve babasının vereceği tepkiden korkmuyordu.

Hem güzel karısını özlemişti Bora, hem de annesine verdiği haberi anlatmak için heyecan duyuyordu.
Çok çalmadan açtı Deniz telefonu;
-"Efendim canım." dedi şen şakrak bir sesle.
Bora yine, yeniden aşık olduğunu düşündü.
-"Deniz'im, nasılsın canım?" dedi Bora.
Deniz'in heyecandan elleri titriyordu. Hala inanamıyordu Bora ile birlikte olduklarına.
-"Seni özlemek dışında iyiyim." diye cevap verdi Deniz.
-"Ben de seni özledim birtanem, sana bir haberim var, umarım mutlu olursun." dedi Bora, içi içine sığmıyordu.
Sonra annesi ile aralarında geçen konuşmayı ve yakında düşün için geleceklerini anlattı. Deniz çok mutlu olmuştu.
Demek yakında Bora ile resmen evleneceklerdi. Dünya artık onundu...



----(Devam Edecek)
Not: Arkadaşlar çok yoğun olduğum için bu bölüm biraz kısa oldu. Ama en yakın zamanda uzun bir bölüm yazacağım. Bana kızanlarınız ve sitem edenleriniz var geciktiğim konusunda, hepiniz haklısınız ve yeni bölüm bekleyen arkadaşların hepsinden özür diliyorum.

Nursalkımın..

İsyanım Kendime..!



Gitmeliyim sana ait düşlerden..
Geçmeliyim artık senden,
Çevirmeliyim yönümü senin sapaklarından..
Sana çıkan ne kadar yol varsa, çıkmaz diye kilitler vurmalı,
Dikenli setler çekmeliyim!
Dedim ya geçmeliyim sen(ben)den..
Yavaş yavaş..
Bit(ir)meliyim!
Ilık ılık tüketmeliyim nefesinden havayı..
Sen diye solumalıyım mihrabı..
Ölümü avuçarıma alıp, oynamalıyım aşşağılıkça!
Ne vuslat bilmeliyim, ne sıla..
Tüm duyguları birbirine karıştırmalıyım..
Katletmeliyim doğan günleri,
Bırak, tiz tebessümlerinde hapsetme böyle yüreğimi,
Yalan masallarınla uyutma artık!
Bırak aklımı, akımına kaptırmaktan vazgeç beni!
Yarınlarımın katili elbet ben olmalıyım!
Seni sevmek kadar zarar vermez nasıl olsa hiç bir şey!!!!

Sen, öylesine bir geçtin ki benden..
Sen, öylesine yok ettinki yaşama dairlerimi..
Sen, takatimin zon zerresine değin tükettin beni!
Sen, ezdin geçtin, ayaklar altına serdin benliğimi!

Senin yüzünden!
Senin yüzünden onulmaz bir aşkın kara ellerine düştü alın yazım..
Senin yüzünden yazılmadan yarım kaldı kaderim..

Varlık yokluğa karıştı çehremde,
Ne günüm kaldı ne de gecem sayende..!
Topraklarıma tohumlanan güller derildi bakışlarından..
Savruldum bir kamış misali sızlayarak aşkın acısından!
Şah damarıma işledi bakışların,
Yokluğun oyun oynuyor hayatımla!

Hadi yum gözlerini,
Hadi bitsin bu çile!
Hadi bitir artık beni!

Mutluluk vefasızlığın içki masalarında meze!
Garip bir vakte dalgalanıyorum aklım sıra...
Evet geldin ve gittin..
Tek sorun vardı! Farklıydı geldiğinle gidişin..
Büyük farkı var senden öncesi ve sensizliğin...
Aynıydı her seferinde ciğerime işleyişin..
Ve aynıydı beni her defasında delirtişin!
Soldu senden sonra gök kuşaının renkleri gözümde..
Değerini yitirdi bende mor menekşeler..
Yaşam karıştı gözyaşlarıma,
Her ağlayışım biraz daha yaklaştırdı beni ölüme..
Öylesine sancılar çektim ki aklın hayalin durur..
Bir bilsen beni attığın dertleri, yarınların seni de vurur!

Senin acınla kavruldum geceler boyu..
Kendimi vurdum sabahı olmayan karanlığa!
Yüreğime gömdün ateşten derilmiş bir koru!
Ölmek neymiş yaşarken anladım!
Öylesine yaktı ki narın beni,
Yok oldum sende, kül bile olmadım!

Seni unutmak istedim,
Yemin ederim!
Denedim, çalıştım..

Senden nefret etmek istedim..
Açtığın yaralara tuz bastım..
Acımdan ölmek, seni içime gömmek istedim...
Olmadı..!
İnan hissedemedim bile hiç bir acıyı sensizlikten..
Şu canımın hiç bir kıymeti kalmadı..
Geleceği yok ettim, her gün bir öncesini yaşadım..
Başlangıcım senleydi, yokluğunu sonsuzluğuma koydum!
Sallar yaptım anılarıma yazdığım kelimelerden..
Akışına kaptırdım gözyaşlarımı..

Öylesine çok dalgalandı ki hüzün mabedimde..
Bilsen ne ibadetler tükettim..
Bilsen senin için ne dualar kirlettim!
İsyanlara kucak açtı sol yanım..
Kanıma girmek şöyle dursun,
Şeytan bile acıdı halime!
Öylesine bedbah, öylesine kaldım yarım !
En izi kalan kara bir lekeydin bedenimde..
En büyük günahım oldun amel defterimde..
Ne kadar bedel varsa ödedim karşılığını kefaretinle!

Sevmek mi!
Sevmek mi dedin..
Öylesine acıttın ki beni o son kelimenle..
Sensiz başka kollarda yeniden doğacak mışım öyle mi?
Senden kopup başkasının olacakmışım öyle mi?
Bir gün gelipte varlığını unutacak mışım öyle mi !?

Yalancı!
Beni bana bırakmadın ki,
Aklımı da aldın ve gittin!
Tüm yollarımı bir bir vurdun çıkmaza!
Beni yokluğunda, hayaline kördüğüm ettin...
Sevgiye dair ne varsa içimde,
Bir vampir gibi emip beni tükettin!
Sen yapışıp ruhuma kara gözlerinle,
Masumiyetimi kirlettin!

Defol!
İstemiyorum seni..
Sileceğim hayatıma girdiğin her saniyeyi..
Yakacağım seninle yaşadığım şehirleri!
Yok edeceğim seninle ilgili hayallerimi..
Unutacağım seni..
Unutmak istiyorum seni!
Ama nasıl?

Şimdi hayalin karşımda nisbet eder gibi arsızca gülüyor..
Şimdi hayalin karşımda, seni unutamayacağımı çok iyi biliyor!
Şimdi hayalin karşımda, gözlerimi karartıyor!
Şimdi hayalin karşımda, yokluğun bileğime değiyor..
Şimdi hayalin ellerimde, ılık ılık tenimi kesiyor..
Şimdi hayalin girdi kanıma, umudumu emiyor!
Şimdi sarıldım hayaline,
Şimdi hayalin..

Nursalkımın..

13 Mart 2012 Salı

Ah Be Mevlanam..!




Ah be Mevlana'm..
          Söylesene derin kederinin sebebine tarif nedir?
                    Söylesene, lal eden yalnızlığının dili var mıdır?
                              Bir avuç kıskançlığa kurban edilen güneşin, çalınınca Şems'in,
                                        Söylesene semada parlayan bir avuç yıldız şimdi neye çaredir?

Söylesene bahtsız gül, dost gidince canın ehemmiyeti var mıdır tende?
          Söylesene, onsuzluğun sızısı avutulabilir mi hiç, başka bir yarende?
                    Söylesene şimdi mutluluğa dair izler kaldı mı güneşsiz gecende?
                              Söylesene Mevlana'm seninde mi kırıldı kolun kanadın şu karanlık alemde?

Söylesene Mevlana'm, şimdi hangi bahar avutsun senin gam tutan yüreğini?
           Hiç acımadan almadılar mı ellerinden kanata kanata kimsesizliğine ışıyan Şemsi'ni?
                     Ah be yaprakları pür-efkar salınan gül, şimdi sözlerin böylesine kanatıyorken beni....
                               Gelsem..
                                        Sürsem ateşine ellerimi, yangınını çekip alamaz mıyım?
                                                  Söndüremez miyim kimsesizliğini?
                                                            Geçmez mi acların, çiçek açmaz mı dökülen yaprakların?
                                                                      Öpsem leb-i derya kıyılarından yüreğini?
                                                                                Çeksem, içime çeksem..
                                                                                           Tüketemez miyim sonsuz kederini?

Ah be yalnızlığın yalın hali,
          Ah be kimsesizliğin timsali...
                    Sızından ağlayan kamışlar misali...
                              Süzsem ruhundan kederini, elemini....
                                        Dinmez mi bağrıma akan gözyaşların?
                                                    Değmez mi efkarına tebessümün sağ eli?

Ah be Mevlana'm... Ah be açamayan tomurcuğum...
          Ah be Mevlana'm, takati solan mutluluğum...
                    Ah be Mevlana'm, maveraya kanan yolculuğum,
                              Gelsem pervane olsam kimsesizliğine,
                                         Ateşe dönen garip kelebekler misali..
                                                                                                       ...................
                                         Ah be yalnızlığımın suya yansıyan hayali..
                              Gelsen... Gelsen de tutsan üşüyen ellerimi..
                    Gelsen... Öpsen de avutsan yaralı yüreğimi..
          Gelsen... Şimdi Şems'izliğin çok acıtıyorken  beni..
Gelsen, bir gülsen de sevsen sevilmeyenlerimi...

Nursalkımın..

12 Mart 2012 Pazartesi

Bitirdi / m / n ..




Şimdi beni acıtan şey yokluğun değil, yüreğimde var olmuşluğun..
Şimdi üzüldüğüm sensizlik değil, kaderime düştüğü yolunun..
Ne var ki silmek istiyorum seni benden, silmek sana ait ne varsa her şeyi,
Gittiğimiz sahilleri, gezdiğimiz sokakları, tükettiğimiz geceleri..
Seninle yaşanmış ne kadar anı varsa aklımı meşgul eden,
Tıkıp hepsini bir poşete ağzını bağlayarak sokağın köşesinde duran çöp tenekesine atmak..
Ardından bir kibrit çakmak artanlarına, ve yüreğimde kalan ateşinle beraber seni de yakmak..
Üstüme geçirdiğin hüzünleri yırtmak, parçalamak istiyorum, yalın kalmak, ve çırılçıplak ..
Gökkuşağımın solan renklerini, yağlı, pastel boyalarla boyamak..
Hayatımda açtığın boşlukları, tebessümle yamalamak ..
Senden sonra, sensizlikte ve sessizlikte bir müddet kıpırdamadan öylece kalmak..
Koparıp senli yapraklarını takvimimin, miladımı sıfırlamak,
Dilimi aczeden haykırışları susturmak, senin için ettiğim isyanları unutmak!
Avare yüreğimi uslandırmak, efkarı ciğerimi yakan sigara misali hasretini bastırmak!
Varlığına dair ne var ne yok bağlayıp hepsini yokluğuna, fırlatıp nehre atmak...!
Küçücük bir su birikintisi olmak istiyorum, güneşe kur yaparak buharlaşmak..
Sonsuzluğa uçarken yavaş yavaş, rüzgarına kapılarak kar tanesi olmak..

Ve ..
Ve yağmak gökten sana..
Dokunup gözlerine, eriyip gitmek..
Aşkı bulduğum sende, acıdan kaybolup yitmek!
Her şeye başladığım dudaklarında, artık her şeyimle bitmek................................................. 


Nursalkımın..

9 Mart 2012 Cuma

KaranLıkLarım..




şiiiiişşş....
Niye diye sorma .. !
Söyleyeceklerim ağır gelebilir sevgili ..
Sakın ola küskünlüğümü sorgulama ,
Bende bulacağın sonsuzluk seni de içine çekebilir!!!

Dur, dur orada,
Sadece dinle, daha fazla soru sorma...
Dur, kal orada..
Yalnızlık ateşiyle yüreğimi kaynatan sancılarıma dokunmaya çalışma,
Bitap sezinlerim seni derinden ürkütebilir!
Küllerine bile acımaz, yaşama dairlerini yakabilir!

Bilmek istiyorsan söyleyeyim,
Ben sadece ..
Ben sadece kanıyorum,
Hava baloncukları bronşlarımı tıkıyor akşamın ayazında,
Ruhum kurtulmak istiyor içine çekildiği bedenden,
Ben sadece .. .. ..
Sadece ölüyorum yavaş yavaş ..
Ben küskünlüğüme akıyorum, tutamadan kendimi!

Ben..
Yalanlara küstüm önce, hayat adına anlatılan yalanlara..
Fani aşklara küstüm, aşığım deyip ağlatanlara...
Bekasız baharlara küstüm, soldurmak niyetiyle çiçek açtıranlara..
Yaralayanlara ve acımasızca yargılayanlara!!!
En çok da şu koca dünyada ki kimsesizliğime küstüm..
Sol yanımda hep sızlayıp duran adı bilinmez duyguya..
Nefeslerimi keserek, beni benden alan tınıya..
Uykularını bölerek gözlerimi acıtan yaşlara küstüm..

Küstüm yalnızlığıma, yorgun ıssızlığıma..
Lal olan mutluluğuma, bozguna uğrayan hayallerime..
Gözü görmeyen aşık olmaya da küstüm,
Beni benden alıp geri bana bırakmayanlara!
Hayatımdan her geçen değerli ya da değersizin benden parçalar koparmasına..
İçimde ki kapanmak bilmeyen boşluğa da küstüm..

Öylesine açım ki aşka, öylesine açım ki bir ıs'a...
Öylesine muhtacım ki yüreğimi ısıtacak bir sese..

Bu hırçınlığımı mazur gör!
Madem bilmek istiyorsun beni, vahşi bir kısrağı sever gibi sev duygularımı!
Zarif bir ceylanı tutar gibi tut bakışlarınla feri solgun bakışlarımı!
Unutma sakın, fani bir dokunuşa ihtiyacım yok!
İstediğim maneviyatın ruhuma sızması,
İstediğim varlığıma füsunlu bir terennümün sakince esmesi..

Unutma!
Tamamlandığım an da kaybettiklerimin derin yaralar bırakması küstüğümdendir her şeye..
Ondandır yalnızlığımı hiç bir ilacın tedavi etmeyişi..
Sakın aynı hataya kapılma,
Bil ki tutunduğum son dalın kırılışı olur varlığın,
Bil ki çaresizliğime karışır kahreder beni de, seni de yalnızlığım!
-------------------------------------------------------------------------------------------
Yine düştüm bir karanlığın gölgeme yansıyan aksine..!
Gel,
Gel tut ipek misali narin kırılganlıklarımdan,
Çek,
Çek çıkar çırpınışlarımı ve beni..
Çıkar sevişlerimi şu kahreden yalnızlığımdan!!!

Nursalkımın..

8 Mart 2012 Perşembe

Öleceğim..


Sensiz her gün biraz daha tükeneceğim...
Göremeden gözlerini, gamzelerini ÖLECEĞİM...

Duymadan sesini her an biraz daha biteceğim...
Nefes almakta zorlandığım için değil birtanem,
Sensizliğe yetemediğim için  ÖLECEĞİM ...

Yapamıyorum! düşünmek bile istemezken..
Sensizliği yaşamak istemiyorum...
Bak işte sen kazandın...
Üzülme sen yüreğim,
Ben sessiz, sedasız  ÖLECEĞİM ...

Senindim!!! senin olacaktım,
Senin olamadim...
Ama şimdi yine senin  ÖLECEĞİM ...

Tükendim be gamzelim, kalmadım..
Bir sana tutundum ya, ama sende benim olmadın...
Ya ölüme!!! Ya ölüme!!!
Başka seçenek bırakmadın...
Gülmeyeceğim bir daha asla!
Tebessümde etmeyeceğim!
Mutlu olanlara inat ben GÖZYAŞLARIMLA  ÖLECEĞİM ....

Üzülme sen sevgilim, ölsem de hep seni izleyeceğim,
Hep yanında olup gözlerini göreceğim...
Sen gülceksin benim yerime, ben tebessümlerimi sana vereceğim,
Ağlanması gerektiği zaman sen yine güleceksin !
Ben senin yerine üzüleceğim...

Peki simdi bensiz nasıl yaşayacaksın...?
Söyle yokluğumda hiç kanamayacak mısın?
Gözlerinden akıtıp beni ağlamayacak mısın?
Söyle yar, bensizliğe alışacak mısın?


Üzülme sen sevgilim, ölsem de hep seni izleyeceğim,
Hep yanında olup gözlerini göreceğim...
Sen gülcekesin benim yerime, ben tebessümlerimi sana vereceğim,
Ağlanması gerektiği zaman sen yine güleceksin !
Ben senin yerine üzüleceğim...


Ben yetim, ben garip, ben yarım,
Giderken ruh bedenden, sorun değil ben yine ağlarım!
Sen kal benim yerime cancağızım,
Ben GÖZYAŞLARIMLA Öleceğim..

Nursalkımın..

7 Mart 2012 Çarşamba

Kelimelerin Dili..!



Kelimeler kıvranıyor dilimde!
Can çekişiyor tüm harflerim..
Sana varacak her bir sesli harf, yitip gidiyor ağız boşluğumda..
Senden muzdarip her bir sessiz harf, hükmünü yitiriyor yokluğunda..
Küçücük bir kurdele alıyorum bağlamak için heceleri birbirine..
Yapamıyorum, tamamlayamıyorum sensizlikte hiç bir varlığı..
Biçare oluyor kalemim, yazamıyorum!
Sensizken ben her şey gibi cümlelerimde anlamsız ve yarım kalıyor..
Ateşine kapılıyorum bir kez daha, anılarının istilasına yeniliyor düşüncelerim..
Kayboluyorum gözlerinin dönemeçlerinde, kirpiklerine hapsoluyor tenim..
Sevişlerin aklıma geliyor, bir de arkanı dönüp gidişin...
Oksijen çekliliyor dünyamdan, kesiliyor nefesim...
Her şey gibi yarıma dönüyor soluk alıp verişim...
Durduramıyorum, çağlıyor benden senlerim..
Kelimeler bendine takılıyor hayalinin, sayfalar buruşuyor ellerimde..
Harfleri senin için akıtıyorum gözlerimden damla damla..
Bir okusan sana dairlerimi, bir görsen mendillerde kendi silüetini..
Önümde duran beyaz bir kağıt ıslanıyor senden parçalarla..
Lisanım tutuldu yüreğinin kıskacında, içimden fışkırıyor cezbelerin..
Aşkıma hakim olamıyorum, çekimine alıyor beni med cezirlerin..
Akın akın sızıyorsun göz bebeklerimden, engelleyemiyorum..
Kalemim lal oldu seni yazmaya çalıştıkça sayfalara..
İnan bana durduramıyorum ruhuma hükmedişini..
Daha fazla savaşamıyorum rüyalarla!
Ve yavaş yavaş sızıyorsun tenimden,
Seni baştan yazıyorum her gece gözyaşlarımla.. 




Nursalkımın..

Son Sigara..! // 11. Bölüm



BÖLÜM  1 // OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ..!


Deniz adımını atıp daha kapıya çıkmadan bileğinden tutan bir el onu durdurdu. Deniz şaşırdı, bir an ne olduğunu anlayamadı. Kendisine üzülmekle o kadar meşguldü ki, yüreği öylesine paramparçaydı ki, parçaları toparlayıp birleştirmeye çalışmaktan bunun ne olduğuna ya da ne olabileceğine dair hiç bir fikri yoktu.

Şaşkın bakışlarla arkasına dönüp kendisini durduran güce baktığında yine kalbi vücuduna hükmetmeye ve sol göğsünün üstünde bir yer yerinden fırlayacakmış gibi çarpmaya başladı. İşte bundan korkuyordu, onu gördükten sonra gitmek o kadar zordu olacaktı ki... Ağlamamak için verdiği tüm çaba boşunaydı.

Oysa Bora ile karşılaşmadan kaçıp gitmek için ne çok çabalamıştı. Şimdi ne yapacaktı? Deniz kendi acısına öyle dalmıştı ki Bora'nın ona sıkıca sarıldığını ve kendisinin de hiç tepki vermeden aynı karşılığı verdiğini ilk başta anlamadı.

Bora, Deniz'e sıkıca sarılırken onu kaybettiği düşüncesinin verdiği acıyı bastırmaya çalışırken hüzünlü bir sesle;
-"Beni bırakıp nereye gidiyordun?" Dedi.

Deniz başını kaldırıp sadece baktı, Bora'nın söylediklerini duymuyordu sanki.

Bora kolları arasında sıkıca sarılıp saçına öpücükler kondurduğu Deniz'e kısık ama isyankar bir sesle sormaya devam etti.

-"Seni tam bulmuşken kaybetseydim, Nasıl dayanırdım Deniz?" Bora dolan gözleriyle serzenişlerine devam ediyordu.

Deniz'in dili tutulmuştu, yaşadıklarının rüya mı yoksa gerçek mi olduğuna karar veremiyordu. Üç aydır aşkıyla yanıp tutuştuğu ama uzak durmak zorunda olduğu adam şimdi ona sıkıca sarılmış öpüyor ve kendisini kaybetmekten bahsediyordu.

Bu olsa olsa rüya olabilirdi, bu yaşananlar nasıl gerçek olacaktı ki? Çünkü Deniz bunun imkansız olduğunu düşünüyordu. Olsa olsa beyni ona oyun oynuyordu.

Bora, Deniz'in şaşırdığının farkındaydı. Buna kendisinin sebep olduğunu biliyordu, kendi sözleriyle ikisini birbirinden uzak kalmaya mecbur eden kendisiydi. Kim bilir bu zaman zarfında Deniz kendisi gibi ne kadar acı çekmişti. Bora ona istemeden de olsa acı çektirmiş olduğunu düşününce tekrar sıkıca sarılıp, Deniz'in başını göğsüne bastırdı. Saçlarını defalarca öpüp kokladıktan sonra Deniz'in çenesini avucu arasına alıp yüzüne bakmasını sağladı.

-"Özür dilerim, oysa ben.." Bora lafını tamamlayamadı. Aylardır hayalini kurduğu sahne nihayet gerçek olmuştu. Bu öyle iç yakıcı bir hasretin kavuşmasıydı ki konuşamadı. Bora Deniz'in dudaklarına ani ama yumuşak bir öpücük kondurduktan sonra tekrar sarıldı.

Deniz hala tek kelime edememiş şaşkın bir şekilde olan biteni izliyordu. Sanki ruhu bedeninden ayrılmış uzaktan öylece ikisini izliyordu.

Aklı karışmış, bütün dünyası bulanıklaşmıştı. Bora onu ikinci kez öpüyordu ama bu sefer farkında olarak ve isteyerek yapıyordu bunu. Deniz yine karşı koymadı, tıpkı ilk tanıştıklarında olduğu gibi.

Deniz durakta ki ilk günlerini hatırladı. Bora o günde aynı bu gün olduğu gibi sıkıca sarılmıştı ona ve tüm hayatı bir anda o sarılma ile değişmiş, Deniz'in hayatında ki en güzel duygu olan aşkla tanışmasına sebep olmuştu.

Ve bu gün yine bir sarılma ile hayatının tamamen değişeceğinin farkında değildi.

Hala bütün olan biteni anlamaya çalışıyordu ama yine aynen ilk gün olduğu gibi karşı da koymamış ve yine kendini Bora'nın güçlü kollarının arasında ki sıcak göğsüne bırakmıştı. Dünya umurunda değildi artık.

Kapıda ne kadar öylece sarıldılar ikisi de bilmiyordu, bildikleri tek şey bu anın sonsuza kadar sürmesini istedikleriydi.

Sessizliği bozan yine Bora oldu, Deniz'e sıkıca sarılmaya devam ederken
-"Ben de seni seviyorum Deniz" dedi. Birlikte oldukları gece Deniz'in defalarca dile getirdiği bu cümleye rüyalarında öyle çok karşılık vermişti ki, tekrar tekrar söyledi Bora.

"Ben de Seni çok seviyorum."
"Ben de Seni çok seviyorum."
"Ben de Seni çok seviyorum."
"Ben de Seni çok seviyorum."

Deniz, şaşkındı ne diyeceğini bilmiyordu, şuan aklına hücum eden tek şey Bora'nın aşkı olduğundan olayları anlamlandıramıyordu.
-"Ama sen.." diye kekeledi Deniz, aklında öyle çok soru vardı ki..

Bora sormasına izin vermedi ve işaret parmağını Deniz'in dudaklarına bastırıp hafifçe, alnından öptü.

Deniz'i çıkmak üzere olduğu kapıdan nazikçe içeri çekip elinde ki valizi aldı ve kapıyı kapattı. Bora valizi holün köşesinde ki ayakkabı dolabının üstüne koyduktan sonra Deniz'in elinden tutarak onu mutfağa doğru hafifçe çekti.
Bora önde Deniz arkasında birlikte mutfaktan geçerek balkona çıktılar.

Deniz hala tek kelime etmemiş, Bora'ya uymuştu. Olayların hala gerçek mi rüya mı olduğuna karar verememişti. Nihayet balkonda ki salıncağa oturduklarında Deniz konuşma cesareti buldu.

-"Ama sen, nasıl oldu? Nasıl anladın?" diye sordu Bora'ya. Elleri hala Bora'nın avuçları arasındaydı.

Bora bir yandan tatlı tatlı Deniz'in ellerini okşarken bir yandan deniz'in başını döndürecek şekilde sıcacık gülümsedi,

Hayalleri gerçek olmuştu. Bu nasıl olmuştu bilmiyordu ama olmuştu. Deniz gerçekleşen bu mucize karşısında gözlerinde ki yaşlarla rabbine sonsuz kere şükürler etti.

Bora cevap vermedi, şu an istediği tek şey Deniz'den uzak geçen üç ayın acısını şimdi ona burada saatlerce sarılarak çıkarmaktı.

Deniz Bora'nın aklından geçenleri anladı kendisi de aynı şeyi istiyordu ve başını Bora'nın göğsüne yaslayarak  sevdiği adama sıkıca sarıldı.

Deniz biraz sonra başını koyduğu yerden yukarı kaldırdı, gözleri Bora'nın gözleriyle buluştu. Deniz'in heyecandan dili tutulmuştu sanki, konuşmayı bile unuttuğunu düşünüyordu. Ama yine de içinde ki tatlı merakı bastıramıyordu.

-"Peki, nasıl anladın." diye sordu. Gerçekten merak ediyordu Deniz, oysa aralarında buzdan inşa edilmiş dağlar vardı, nasıl olmuştu da Bora onun aşkını görebilmişti.

Bora yine Deniz'in yüreğini ısıtan bir sıcaklıkla gülümsedi, Deniz'in merakının farkındaydı ama bu durum hoşuna da gitmişti.

-"Peki, sen neden hiç söylemedin?" diye soruya soruyla karşılık verdi. Deniz'in yanakları kızardı. Ne söyleyeceğini bilmiyordu. Söylemek istemiş ama her defasında Bora'yı kaybetmekten korktuğu için bunu yapamamıştı. Deniz bunları düşünürken, sevdiği adam konuşmaya devam etti;

-"Bana hayatta verilen en güzel iki hediyeden beni neden mahrum bıraktın Deniz." diye tekrar sordu Bora.

Deniz'in iki hediye lafından hiç bir şey anlamıştı.
-"İki hediye?" diye sordu. Şimdi aklı daha çok karışmıştı. Bora'nın bebeği bilme ihtimali aklının ucundan bile geçmiyordu ama bu gün zaten mucizelerle dolu bir gündü ve her şey olabilirdi.

-"Bebeğimizden bahsediyorum sevgilim." diye karşılık verdi Bora, bir yandan Deniz'in karnını severken konuşmaya devam etti.

-Her şeye sebep bendim değil mi? O aptal konuşma yüzünden bize acı çektirdim ve birbirimizden uzak kalmamıza sebep oldum. O gün sana güven vermek için söylediğim şeylere kendimi o kadar çok inandırmışım ki seninle geçirdiğimiz o geceyi bile hep rüya sanıyordum. Çünkü senin bana aşık olmanın imkansız olduğunu sanıyordum." dedikten sonra derin bir iç çekti Bora ve anlatmaya devam etti;

-"O gün sen erkeklerden öylesine iğreniyordun ki, seni kaybetmemek için çıkıverdi ağzımdan o laflar. Ben sadece sana güven vermek istedim, seni seviyordum ama diğerleri gibi değildim. Ama sana bunu nasıl ispat edebilirdim? Seni gördüğüm daha ilk gün tutuldum sana Deniz. Bunu sana defalarca açıklamak istedim ama her defasında o gece ki hayalin gözlerimin önüne geldi, Her defasında beynim vücudunda ki yaralar, gözlerinde ki acı ve erkeklerden bahsederken ki iğrentili sözlerini hatırlatıyordu bana." dedikten sonra sıkıca sarıldı Deniz'e.

O gece tekrar gözlerinde canlanmıştı.

Deniz, dehşet bir acıyla kıvranırken, vücudunda ki morluklara bakarak -"Kimse bu güne kadar bana karşılıksız bir iyilik yapmadı" demişti.

O acı dolu ses ve görüntü beyninin duvarlarına tekrar çarpınca, Bora'nın acıdan yüzü buruştu. Deniz'i ne zaman öyle hatırlasa yüreğinde bir parça sızlıyordu.

-"Seni seviyorum Deniz, seni gördüğüm ilk andan beri Seviyorum!" dedi Bora.

Deniz ne diyeceğini bilmiyordu, hayatında hiç böyle mutlu olmamıştı. acılar ve kederle dolu hayatı gözlerinin önünden geçerken gözleri yağmur gibi Bora'nın göğsüne yağıyordu.

-"Biz de seni seviyoruz." dedi Deniz. Başını kaldırıp Bora'ya baktığında gözlerinde ki yaşlarla gülümsüyordu.

-"Benimle evlenir misin? Sanki başka şansın varmış gibi.." Bora gülümseyerek alması gereken cevabı da söyleyerek sordu Deniz'e.

Deniz artık hıçkırıklarla ağlıyordu, Bora'nın dudaklarına kondurduğu öpücükle verdi cevabını.

-"Her şeyden çok.."

....

Orada o balkon da güneş'in ışıkları hafif hafif esen rüzgarla onlara dokunup geçerken içlerinde ki tüm incileri döktüler birbirlerine. Tüm sevgilerini, yan yana ama birbirlerinden uzak geçirdikleri her günün hasretini gidermek istercesine sıkıca sarılıp o zaman zarfında neler yaşadıklarını anlattılar birbirlerine...


(Devam edecek)


Nursalkımın..

6 Mart 2012 Salı

Diyemem..


Geçip giden onca gamlı figânın ardından,
Rıhtımda uçuşan bir yürekle biçare beklerken seni,
Sana gel diyemem, ey gidişi varlığa karışan sevgili..
Çok oluyor zira, yokluğunla ben benden gittim gideli..

Yüreğime doğurduğun da bitmek bilmeyen bir ayaz,
Haykırsam dert olan yoksunluğumu avaz avaz,
Diyemem sana mutlulukları al, hüznü bana yaz!
Zira suskun kalemimden dökülen hiç bir ses artık işe yaramaz!

Ahlarım dualara karışıp yağmur misali yağarken kimsesizliğe,
Günahlar içerisinde yorgun ve küskün ruhum şimdi mahkum gitmeye,
Yüreğime kilit vurmuş bakarken senden arda kalan hain bir gölgeye,
Yetmiyor hiç bir sözcük, içimde kanattığın sızıyı dile getirmeye!


Şimdi geçip giden onca zamanın ardından,
Sana gel diyemem!
Umutlarımın terk ettiği ruhu kopuk varlığıma geri dön diyemem!
Dokun içimde kanayan yaraya, hisset sensizliğimi diyemem!
Çaresizliklere atıp giderken hem kendimi hem seni,
Bir gün bu günah biter mi bilemem!

______________________________________________________________________

Oysa, oysa..
Dile getiremediğim onca şey varken,
Oysa,
Bize yakıştıramadığım onca yara böyle kanarken!
Kadere kızıp, her şey yalanmış diyemem!

______________________________________________________________________

Diyemem!!!

______________________________________________________________________


Nursalkımı'n...



Nursalkımın..

ÇALINTI ve COPY+PASTE KİŞİLİKLER!


Sayfamda kendime özel yaptığım efecktleri, scriptleri hiç umursamadan çalan insanlara çok kızıyorum!
Ayıp ya!
Bari izin alın!,
Bir şey yaptım baktım herkes de dedim olsun hadi bunu beğendiler.
Sonra araya fark koydum, buna saygı duyup almazlar diye umdum ama yine hüsran!
Çalınan belki şiirim, yazım değil ama kendim için geliştirdiğim özel kalmasını istediğim şeyler!
Bu kadar da kopyacı olmayın, kendiniz üretin!
Tarzlarınız copy+paste den ibaret olmasın, başkalarından çalıp, başkalarını kendinize kopyalamak yerine,
Biraz özgün olmayı deneyin!
Sayfamda ki kaynak kodlarını birebir İZİNSİZ çalanları kınıyorum!
Edep Ya HU!!!

Nursalkımın..

5 Mart 2012 Pazartesi

Mim-i Numune :)

Bu arada beni mim'leyeni söylemeyi unutmuşum, arkadaşımın affına sığınarak geç başıma dönen aklım sayesinde özürlerimle birlikte beni mimleyen arkadaşımı ilan ediyorum :)
Sevgili Aşk-ı Züleyha beni mimlemiş.

İki cevabım var..


Ne;  İyi bir tatil!
Nerede;   Bora Bora adalarında.
Nasıl; Uzun, huzur içinde!
Neden;   Bu sene işler çok yoğun ve çıldırmak üzereyim. Kısacası ihtiyacım var :) 
Kim;   Şahs-ı meçhul, tüm olumsuzluklara rağmen muzipliğini kaybetmeyen tarafım :)



Ne;   Ölmek!
Nerede;   Yalnızlığın başladığı, sonsuzluğun bittiği, maviye çalan yeşil serin bir okyanusun derinliklerinde!
Nasıl;   Duygu denen illetten arınmış, safi, sessiz, sedasız, mahzun, kimsesiz ve huzur içinde!
Neden;   Özlemler ağır bastığı, kalp kırıkları yüreği tırmaladığı, can böyle çok yandığı ve yaşama dair takat tükendiği için!
Kim;   Kırık kalbimin hüzünle dost ve şahs-ı malumunuz olan melankolik tarafım!



(Buyurun, Hangi Taraftan İsterseniz Oradan Yakın..

Nursalkımın..

İlan-ı Mağlubiyet..




Kalk git artık umutlarımdan, ömrümden vakit çalıp duruyor hayalin!
Kısaldıkça kısaldım zaten, vaktimi tamamıyla meşgul ediyorsun !
Sus, alaylarının tiz sesi yüreğimi tırmalıyor!
Kulaklarıma yeterince asıldı sesin, fazlası ağır gelecek!
Silemiyorum dudaklarından sızmış notalarının izini duyularımdan,
Sayende başka suretler işgal edemiyor topraklarımı,
Osmanlının Viyana'yı kuşatması gibi, yeni yeni "çeriler" aşındırıyor kapılarımı!
Kilidin öylesine güçlü iliştirilmiş ki çehreme, senden gayrısını beynime aksetmiyor bakışlarım!
Bende ki varlığın, anlaşılan gözü pek ve kararlı, ne kadar top düşerse düşsün şakaklarıma,
Farkındayım bendin yıkılmayacak, hep kalacak gamdan inşa ettirdiğin surlarımda!

Duvarlarıma asıldı suretinin fotoğrafları, tarihçem hep senden bahsedecek..
Dönüm noktasıydı, orda başladı ihtişamı ve yokluğunda son buldu diyecek..
Beni öğrenmeye gelenleri, seyyahları, gezginleri, bana sığınan her yeni ferdi talihsizliğim hüzünlendirecek..
Bana rehber olanların dili kilitlenecek, nefesleri boğazlarında düğümlenecek..
Tercüme edemeyecekler arkeolojimden kalan kırıklarımı!

Öyle işledin ki şehrimin sokaklarına, zerrelerime mihenk taşı oldun..
Öyle ince çizdin ki sınırlarımın çizgilerini, gözyaşlarımı dizginleyemiyorum bentlerle bile..
Sürekli taşkınlar yaşıyor sefil ve fakir tebessümlerim,
Hep sular altında, oksijensiz kalıyor umutlarım!
Bezden gemilerim nemine dayanamıyor bakışlarımın!
Bir bir batıyor yıldızlar göz kapaklarımın ardında!!
Dilenci gibi arşınlıyor bir bir cami avlularını yarınlarım,
Ellerimi açtım mutluluk dileniyorum avuçlarından,
Yüreğimi açtım "El-aman" dileniyorum o hırçın bakışlarından..
Ne olur, çekil artık benden, zehirle bezeli hançerini sök al kalbimden!

Gel! bitirdin beni, yitirdim kendimi, uğruna verdiğim savaşları kaybettim!
Lütfen, lütfen artık gel de barış imzalayalım!
Beyaz bayrak kaldırdı yenilmişliklerim, mağlubiyetin hükmüne tabiyim..
Tamam kabulüm, gel kurul baş köşeme, ömür boyu sömürgene razıyım!
Toplatıyorum sensizliklerimi tek tek tarihler boyu sürgüne kabilim!

Şöyle yazacak kitaplar dudaklarına maruz kalan beni;
"Esareti öylesine derinden yaşadı ki eriyip giderken düşmanının ateşten dokunuşlarında buzdan varlığı,
Yerle yeksan oldu mazisi ve müzarisi, meçhule doğru savruldu ümitleri, hayalleri, hevesleri..
Efsanelere kurban edildi en masum düşleri ve içten gülüşleri..
Kendinden kalanı, paçavralar asılmış, bir zamanlar medet umulmuş kimsesiz bir dilek ağacı,
Öylesine bitap düşürdü ki bu savaş onu,
Dalları çiçek açamıyor, son kalan bir iki nefesi de soldu sarardı!
Baharları bir bir hazan döküyor, sonsuzluğu tüketti!
Öylesine sömürüldü ki beden ve ruh kaynakları,
Geriye kalanı boş bir sahra çölü, bazen seraplara duruyor, bazen kimsesizliğe çöl fırtınası esiyor..
Bağrına ve ilklerine işleyen güneşle çatlıyor, kahroluyor, kavruluyor..!
Durduramıyor sarsıntılarını dünyasının, tutanmıyor hayata, bir bilinmeze savruluyor!"

Ve bir gün iki aşık gelip sarıldıklarında beni ilk öptüğün o ağacın altında,
Tutacağım kaderimden sızan acıyı, tarihim onlarda tekerrür etmeyecek bir daha!
Yıkacağım alnıma yazılan yazgıları onların aşkında, tüm kavuşulmayanların acısını ben içime çekeceğim..

Korkma, sana sirayet etmeyecek benden hiç bir kalıntı!
Senden sonra içime açtığın boşluk yutacak herşeyi ve ben üstüme alındığım hiç bir ayrılıktan keder çekmeyeceğim!

Nursalkımın..

2 Mart 2012 Cuma

Kara Sevdam, Aşk Mısraların..




Zehir bile olsa yudum yudum kanmak kader olsun bana senin sevdan!
Ölüm gelse peşimden ve kilitlense tüm kapılar, alırım onu camdan bacadan,
Kaçmak istemem ki ölüm sen deseler, koşarak gelirim sana, hiç düşünmem geçerim candan!
Seviyorum, seviyorum, seviyorum,  seviyorum işte! öldürseler bile senin aşkından...!


Kadere yenik olmasın sevda denilen gözü kara yalnızlık!
Berhudar içtim acı şarabını, senin elinden gördüm aydınlık!
Düğünümdür bil sana gelirsem, kara elbisem olsun gelinlik!
Başka ten değecekse tenime, kefenden de kara olsun gelinlik!

Sus ey zavallı yüreğim, haykırma aşkını! acıtacaklar zira seni yine,
Korkum sevdadan değil ki, sevdalımı alacaklar benden bile bile!
Elimde ne kılıç, ne hançer, ne silah, sadece kara sevdam var..
Seni benden ayırırlarsa ah etmem bir defa, veririm bedenimi sele!

Yudum yudum içtiğim bilemedin mi su değil sendin sevgilim!
Nefes diye havayı değil kalp karam, ben seni içime çektim!
Damarımda ki  kırmızı kan değil sadece senin ak sevgin!
Ölümüne sevdim ben... Sevdan canıma bedel!  Deli sevdiğim..

Ölüm bırak artık yüreğimi, kaç git benim diyarımdan!
Gelme ecel! düş yakamdan. Ayırma beni yarımdan!
Değilim yaşamakta, hevada! Ben geçtim de canımdan,
Sevdiğim bensiz yaşayamazmış, bu can onun için çıkmaz bu tenden..!
Onu alacağın gün gel! önce beni al, sonra onu kavuştur bana yeniden...


2006 Haziran..

Nursalkımın..

♡ .. Dua .. ♡


Rabbim tüm acziyetimle o yüce huzurundayım..
Biliyorum bu gün kapından boş dönmeyeceğim,
Bunun sebebi benim bu kara varlığımla kapına gelişim değil elbet,
Bunun tek sebebi senin yüceliğinin, büyüklüğünün, rahmetinin sonsuzluğu,
Ve kapına varan, sana el açıp isteyen kim olursa olsun, ne kadar kara, ne kadar günahkar olursa olsun,
Senden isteyeni boş çevirmeyecek kadar, merhametli ve büyük olmandandır..
Tüm günahlarım, tüm hatalarım kabülümdür rabbim..
Ben bütün karanlığıma ve kirlerime rağmen huzurundayım..
Çünkü kendime itimad edemesemde bir tek sana inanır bir tek sana güvenirim..
Ya Mucib, Ey dualara icabet eden mevlam,
Ya Rahman, Ey rahmeti sonsuz olan güzel ALLAH'ım,
Ya Vedüd, Ey sevgi denizi sonsuzluğa engin olan Rabbim..
Ya Fettah, Ey tüm darlıkları gideren, bütün kapıları açan Güzeller güzeli!
Bu gün cuma ve senin müslümanlara bahşettiğin en güzel bayram..
Bu gün senden dileğim, tüm müslümanların ve benim günahlarımızın affı, mağfireti ve
Tüm kalbi kırıkların, tüm ihtiyaç sahiplerinin senin lütfuna nailiyetidir..
Rabbim sen her şeyi en iyi bilen ve görensin ne olur biz aciz kullarını rahmetinden mahrum bırakma,
Bizleri doğru yola ilet, sevginden ve imanımızdan en kısa zaman dilimi kadar dahi ayırma..
Son nefeslerimiz de günahlarımızdan arınmış, temiz ve imanlı olarak ölmeyi,
Peygamber efendimizin sancağı altında huzuruna varabilmeyi nasip ve ihsan et rabbim!

Cananım;
Bu gün bana dua edebilme gücü verdiğin için sana sonsuz kere şükürler olsun..!
Tüm yüreğimle seni seviyorum ALLAH'ım..
Bana her ne kadar masivayla kirletsem de seni sevecek bu kalbi verdiğin için de çok teşekkür ederim...


Hayırlı Cumalar..

02.03.2012 Nurs..

Nursalkımın..