30 Ekim 2014 Perşembe

Şirazesi Şaşmış Melankoli.. (vol:2)

NOT:Bu yazı ve bu başlıkta yayımlanacak olan bütün yazılar argo/küfür ve melankoli içerecektir. Ona göre okuyunuz lütfen!



Sustu bu gece, karardı yine ay..!
Kaldı geriye cevapsız sorular..!
"Uyandığında onu ilk kim görecek?"
"Bıraktığım düşü kim büyütecek..?"


-"Hangi flu kahrolası sabaha gözlerini açmayacaktı? "

Manga'nın kendine has olan ve onun hüzünlerini deli gibi şehvete getirip, gözyaşlarıyla çılgınlar gibi seviştiren şarkısını dinlerken aklına bu soru geldi.. Yine soğuk bir şehrin, ağlayan gökyüzünün altında, tıklım tıkış aptal otobüsünde, şoförle olan taze kavgasının ardından düşündüğü tüm sorular yine boğazına takılmıştı.

Yine saçmalayabildiği kadar küfrün dibine vurmuştu içinden! Herkes, her şey nasibini aldı bu gün ki "edebiyatın içine ettiği" sessiz küfürlerinden!
Sanki çokta umurundaydı şuan "dil bilgisi.."! Hayat bilgisinden çakalı, kendi hayatının içine s*çalı yıllar olmuştu nede olsa, geriye kalan hangi bilgi teselli eder veya düzeltebilirdi ki yanlış seçimlerini?
kaldı ki dil bilgisine aldıracaktı..

Nihayet şerefsizin birinin aleni tacizine "artık bu kadarına da oha" deyip dayanamayan yaşlı bir amca yer verdi.. Amcaya minnet dolu ama yine de boş bakan gözlerle başını eğip, içinden teşekkür ettikten sonra daldı gitti oturduğu koltukta..

Aynı otobüste, aynı "bir yere ulaşma" gayesi ve telaşı içinde olan bir birinden farklı onlarca insan vardı.. O an hepsinin aklından geçenleri merak etti. Kimi elindeki akıllı telefona bakıyor, kimi kulağında kulaklık dışarıyı izliyor, kimi oturduğu koltukta yanındakinin dibine düşerek uyuyordu. Kimi de kendisine baktığını fark ettikleri bu aptala bakıyordu. Bu kısa bakışmaların ardından bazısı onun dik ve kesintisiz bakışlarından rahatsız olup yönünü çeviriyor bazısı ise aynı şekilde karşılık veriyordu. Bakışlarıyla buluştuğu ve hiç tanımadığı bu insanların onlara dik dik bakan bu salaş ve kendinden geçmiş kız hakkında ne düşündüklerini çok merak ediyordu..

Hay bu telefonun içine edeyim!
Bankalardan ve dolandırıcılardan gına gelmişti artık. Telefonun çalmasını umduğu tek bir salak vardı! O da bu güne kadar hiç aramamıştı, aramazdı da zaten! "O" salak bilmiyordu ki burada ki salağın her gün ALLAH'tan onu dilediğini!

Bu gün yine bot ve mont günüydü! Hatta uyuyabildiği yarım yamalak dakikalarda rüyasında dehşet saçma gizemli şeyler bile görmüştü bu gece. Tüm bunlar yeter miydi dilemekten tükendiği mucizelerine.. 

-"Bi S*iktir git yaa!"
Aklının bir bölümüne hükmeden ve masum, umutlu, yılların gerisinde bıraktığı o saf kızı oynayan yanına küfrü basmıştı yine..
Aylardır ummaktan bıkmayan ama kendisini milim milim tüketen iç sesini bastırmaya çalışıyordu. Bu çatışmalar ne zaman son bulacaktı? Asi ve isyankar yanı ile boynu bükük, masumiyete susamış ahlaklı düşünceleri ne zaman barış imzalayacaktı?

-Umutmuş! Peh... Hepsinin köküne kibrit suyu...!
-Kızım yeter, manyak mısın? 
-Uyan artık lan bi aç şu kahrolası gözlerini, yeter yaa yeter!
-Hayat s*çtı işte ağzına kabullen artık!
-Kes şu aptal umutları, bi kendine gel, bi dön şu mal dünyaya sende!

Sinirlerini aldırmış tarafı, ruh hastası haline bürünüp gözlerini devirdi.. Kendiyle cebelleşirken bir yandan da yanında ki öküzün bitmek bilmeyen, laubalilikten vıcık vıcık olmuş telefon muhabbetiyle cebelleşiyordu.
Adam iki saattir vır vır ahlak kurallarından bahsederken olabildiği kadar ahlaksızlaşıyordu telefonda ki cırt sesli karıya!

-Ahlaksızlık içinde kaynatılan ahlak kuralları!!

Neyin kuralıydı bu? Uyduğu tüm kurallar bunaltıyordu onu.. Artık içinden sıyrılıp yılmışlığın, bastırılmışlığın, tüm kuralları eze eze çiğnemek istiyordu. Ahlak kuralları, etik kuralları, yazım kuralları, aile kuralları.. Ne kadar kural varsa bir çuvala doldurup, bok kuyusuna atası vardı!

Özünde çok yorulmuştu..
Bot ve mont günüydü bu gün,
Yine gerçekleşmeyecekti mucizesi, 
Yüreği yine sessiz kalacaktı..
Umduğu salak onu yine aramayacaktı bu gün..
Ve gün yine akşama dönerken, gözlerinden dudaklarına yol alan ince, tuzlu çizgiler yine fazla mesai yapacaktı bu gece..
Ayazın soğuğu değil de etrafında ki tüm boş kalabalığın içinde boğulduğu bu yalnızlığın soğuğu işleyecekti iliklerine yine..

-yine, yine, yine..!



(Devam edecek)


Ne yapayım sen söyle?
Ne yüreğime, ne şeytani isteklerime söz geçiremiyorum!

s.ç.s.d.g.s.i....


Nursalkımın..

28 Ekim 2014 Salı

Şirazesi Şaşmış Melankoli.. (vol:1)

NOT:Bu yazı ve bu başlıkta yayımlanacak olan bütün yazılar argo/küfür ve melankoli içerecektir. Ona göre okuyunuz lütfen!




Kalktı, yine iş vardı bu sabah..
Kafa beton gibiydi ya da davul.. Her neyse işte anla durumu b*k gibiydi.
Aynada yüzüne baktı gözünün altında biraz ağlamaktan biraz uykusuzluktan çizgiler oluşmuştu..
Gözlerinde ki rimeli silmeden yattığı için çizgilerin bir kısmı daha da belirginleşip kara kara olmuştu..
Kendisine öyle sinirlendi ki musluktan akan suyu yüzünden önce aynada ki görüntüsüne çarptı..
Ne bulduysa dolaptan geçiriverdi üstüne, tek umursadığı şey olan ve onu dünyadan, diğer insanların boş muhabbetlerinden soyutlayan kulaklıklarını kulağına taktı.

Hava soğuktu ya botlarını ve kabanını giymeyi yeğledi bu gün..

Nihayet o çok beklediği bot ve mont günü gelmişti, içinden falcıya bir selam gönderdi..

Buruk bir tebessüm belirdi dudaklarında, sadece kendisinin ve falcının bildiği o s*kinden atma kehanet geldi aklına..
Hayatında hiç mucize denen şey görmemişti ki, mont ve botla mı olacaktı sanki bu iş..
Ne zamandır içten kahkaha atmadığını düşündü..
Ne zamandır beklediğini bir damla huzuru..
Ne kadar çok susadığını kalbini parça pinçik eden salağa!

Ciğerlerine kadar üşümüştü yine, kansızlığı insanların kansızlığına oranla had safhalardaydı.. Son zamanlarda doğru düzgün yemediği için gittikçe halsizleşiyordu.
Vitaminlerimi kaybettiğim hızda şu kiloları da bir kaybetsem diye düşündü. Ama güzel şeyler öyle kendiliğinden olmuyordu diğer her güzel şey gibi..
Önce ince bir elekten geçirip seni hayat sonra da ağzına s*çmalıydı bir güzel, yoksa içi rahat etmiyordu..

Şansızlık doğduğundan beri g*tünün dibindeydi ya zaten otobüsün kalabalıklığına ve trafiğe alışkındı, pek aldırmamıştı. Ama yan tarafında pis pis suratına bakan ve her frende üzerine abanan mal bu gün yeterince canını sıktığından bir sonraki frende kafasına koyduğu üzere topuklu botuyla ayağını bir güzel ezdi. Sonra da içinden sevinç naraları eşliğinde;

"o öyle koyulmaz böyle koyulur" dedi.

Eh be tamda sırasıydı.. Telefonun ekranında rastgele çalmasını istediği şarkının ön izlemesi gererken ister istemez tekrarladı..

-"Topraktan ötesi yok"..




Değiştirmek istedi önce parmakları varmadı ileri tuşuna. Bu nasıl bir çelişkiydi yapmak istediğini düşünüp yapmıyordu bir türlü! Kahretsin vanası bozuk muslukları yine açılacaktı. Bu lanet halinden tiksiniyordu artık...

Olanları ve hayatını düşündü.


(DEVAM EDECEK)

"Bu sabah kahrettim yine sana..
 Ve bil ki bol bol küfrettim!
 Küfür olsun diye öyle saçmaladım ki,
 Duyarsan bir gün sende gülecekesin ben gibi!
 Ve yine suskunluğuna ağladım içten içe..
 Ve seni istedi canım deli gibi.."


s.ç.s.s.a.ç.y.........


Nursalkımın..

24 Ekim 2014 Cuma

Allah'ım yardim et....

Çok mu imkansız Allah'ım?
Bu tatlı düş çok mu anlamsız?
Çok mu zor yüreğimde bahara dönüş?
Diliyorum mevlam, Senden canı gönülden diliyorum..
Sen ol dersin olur!
Sen kulum gül dersin yüzüm güler..
Sana muhtacım rabbim,
Senden gelecek iyiliklere mucizelere muhtacım!
Sana sığındım her Şeyimle...
Sen yardım et...

Nursalkımın..

23 Ekim 2014 Perşembe

"GEL"..




Ben..
Şu üç harfe sığdırıp da diyemedim belki..
Ama,
"GEL" demek istedim sana alfabenin geriye kalan 25 harfiyle..
Her kurduğum cümlenin sonunda noktalarla ekledim sustuklarımı aslında..
Her kelime yalvarıyordu duymadın mı sesimi?

Ben..
Ne çok istedim bilemezsin acılarımda sana koşmayı..
Gözyaşlarımı sadece avuçlarına bırakmayı..
Yüreğine sığınıp, senin sessizliğinle demlenmeyi..

Ben..
Ne çok istedim bilemezsin aldığın her nefesi doldurmayı..
İçtiğin suyun tadına karışıp sadece senin olmayı..
Girdiğin rüyalarımı seninle gerçek yapmayı...

Ben..
Ne çok istedim bilemezsin dualarda rabbimden seni..
Hakkım değildin belki ama helalin olmayı..
Bakışlarında gördüğüm gülüşlere tutunmayı ..

Ne çok istedim bilemezsin..
Ne çok sevdim..
Ne çok sustum..
Ne çok ağladım..
Ne çok ağlıyorum..

Ne çok..
Bilemezsin..

s.s.n.ç.s.b..

 

Nursalkımın..

22 Ekim 2014 Çarşamba

...


Peki, isteğin üzerine bu yazıyı kaldırıyorum ve yorumlarını da siliyorum..

Hayırla kal..

                                                                   Züleyha...

Nursalkımın..

Ruh Halim Garip, Kendimden Korkuyorum!


Deliriyorum galiba arkadaşlar..
Zira sebepsiz yere hemde umutlarım dibe vurmuşken kıpır kıpır hissediyorum..
Sanki böyle çok güzel bir şey olmuş sanki dileklerim kabul olmuşta elime verilmiş :D
Sanırım gerçekten deliriyorum..
Yani hani gerçekten çok kötü ve umutsuz bir halde olmam lazım ama..
Aması artık bünyenin ibresi şaşırdı sanırım..
Gerçekten çok Şaşkınım..
Benim bu halime bir açıklama getirebilecek olan var mı???


Nursalkımın..

21 Ekim 2014 Salı

Ölüşlerden...

Bak biraz önce daha iki hafta önce önümde canlı kanlı duran adamın kendini astığını öğrendim..
Öyle ki daha dün hakkında vay akıllı diye düşündüğüm adamın cesedinin on yedi gün boyunca bir ormanda, yaprakları dökülen bir ağacın tepesinde asılı kaldığını öğrendim..
Ben ne düşündüm o ne yaşamıştı oysa..
Onu daha hiç tanımadan ne hükümler vermiştim hakkında..
Nasıl ezildi kim bilir...?
Üşüdü mü cesedi, çürürken hangi bakışlar şahit oldu..
Üstelik ben onun en son konuştuğu, dinlediği insanlardan biriydim...
Hatta öyle ki onun için çok kıymetli olduğunu bilmediğim son saatlerinden uzunca çaldım..
Saçma sapan dünya maddesi hakkında anlattım, eğitimler verdim..
Bilemedim..

Şimdi öyle boş geliyor ki hayat bana...

Sevgili kendim;

Üzgünüm..
Özür diliyorum senden, sana yaptığım bu eziyet için gerçekten üzgünüm..
Elimde olmadı hiç bir zaman inan..
Hep istediğim küçük mutluluklardı..
Olmadı..
Payıma düşen nedense hep hazan oldu..
Hep hüzün açtı çiçeklerim..
Hep yaprak döktü umutlarım, hep başka baharlara ertelendim..
Şimdi acıyorsun, kanıyorsun benim yüzümden, özür dilerim..
Çok diledim gerçekten..
Senin için yani kendim için...
Mucizeler, umutlar, tebessümler..
Hepsinden avuç avuç diledim..
Hep pamuk ipliğine bağladım seni,
Ben insanlara çok güvendim..
Korkak olduklarını, yalancı olduklarını aslında hep öğretildim,
Defalarca aldatıldım ama yine de inanmak istedim..
Bu kadar adi olduklarına inanmak istemedim..
Yaşayabilmek için umutlara, inanmaya ihtiyacım vardı!
Şimdi ise tükettim seni,
Şimdi işte tükendiğim yerdeyim..

Özür dilerim kendim..
Seni bu kadar acıttığım ve yokluklarda böylesine kanattığım için özür dilerim..

s.ç.b.s.r.e........!

21.10.2014
Nerden diyeyim?
Kayboluşlardan mı?
Çöküşlerden mi?


En iyisini buldum bak!
ÖLÜŞLERDEN.....


Nursalkımın..

Canım Çok Yanıyor..

Sustun, sustum..

Oysa susmaktı canımı en çok yakan..

Bilmedin, nereden bilecektin ki..

Nereden bilecektin ki senin basit sandığın kelimelerin minik baharlar açtırıyordu benim yüreğimde..

Nereden bilecektin ki umut diye tutunduğum dalın sen olduğunu..

Nereden bilecektin ki?



Bu şarkı da çok yaktı bu gün canımı..






Nursalkımın..

20 Ekim 2014 Pazartesi

Yırtık Perde..



Bazen kendimizi dinleriz..
O an içimizin renkleri canlanır gözlerimizde ve belki de sadece soğuk, nemli bir yalnızlık buluruz..
Koca bir kara boşluk, belki de hayallerimiz ruhumuzdan koparak gelir önümüze ve içinde koca bir yaşanamamışlıktır tüm gerçek...
Sessizliği dinleriz uzun bir müddetçe, çoğu zaman kimsesizliği..
Bayatlamış hüzünler yine meze olur sofralarımıza,
Acının rayihası öylesine sarhoş eder ki nahoş bünyemizi,
Sözlerimiz şaşırır yolunu korkak bakışlarımız eşliğinde..
Bazen gözlerimize doğru yol alır batmalar, bazen yanaklarımızın üzerinde ıslak ince bir çizgi olur hayat..
Can parçalanır boşluklarda ve biz çoğu zaman ayrılığı içeriz süslü bardaklarla..
Bize biçilen, payımıza düşen hangi çaresizlikse sessizce kabulleniriz..
Ellerimize alelade tutuşturulmuş yoksunluk içeren bütün hisleri sessizce alıp gideriz..
Kimi zaman heybemize biriktirdiğimiz bu hisler yorar bacaklarımızı, acıtır yüreğimizi..

Toprak gibi olmak isteriz bazen, kabullenilmiş çürük cesetlerin sessizliği gibi sessizce kabullenmeyi kabullenmek..
Can tak ettiği noktada kopmak için tenden çırpınsa da, payımıza düşeni çekmek hüküm olarak giydirildiğinden kaderimize kıvranırız..

"Ölecek kadar nefessiz kalır ama yaşayacak kadar da nefes alırız.." ne yazık ki..

Sayarız, acıları oynattığımız yırtık perdeli hayat tiyatrosunda yıkılışlarımızı!

Bir, iki ve üç...

Bir, iki, üç..

Bir...
İki...

s.ç.s.n.a.b..d.l.a...



Nursalkımın..

Boşça Kaldım..





-Canım yanıyor..

+Nasıl yani?

-Hava da ölüm kokusu var.. Hissediyor musun?

+Neyin var kuzum, iyi misin sen?

-İyilik ve kötülük nasıl duygular ki.. Bir tek acını biliyorum gayrısını unuttum!

+Bir doktora görün istersen, belki hastasındır?

-Evet hastayım, sıtma gibi tutuldum sana, iliklerime yapıştın mikrop gibi, aşkımı emiyorsun..

+Eczaneye bir sorsak, belki sana iyi gelecek bir şeyler verirler..

-Kaç saatte bir almalıyım seni, ilacım olur musun?

+İnan gitmeliyim, zamanım yok..

-G/B itmese N/M olmaz mı?

+Bu kadar takılma bana!

-Sana mı? Ben kirpiklerine düğümlendim !

+Abartıyorsun sanırım..

-Evet yüreğim aşkını çok fazla abarttı, şimdi sensizliği reddediyor..!

+İyi değilsin sen, bir elini yüzünü yıka istersen?

-Olurdu.... İyi de gözlerimde yaş kalmadı ki?

+Ateşin mi var senin?

-Vücudumda yangın var, tutuşturan senin ateşindi!

+Bak, gerçekten gitmeliyim!

-Dur, oysa ne çok sevmiştim seni, nefes gibi..

+Belki de sadece bir hevestir..

-Ellerimden alınan şeker gibisin.. Çocuk yüreğim kırıldı..

+Evet, işte kasdettiğim bu çocukça yani.. Gelir geçer..

-Evet geldin ve yüreğimden öyle bir geçtin ki... Şimdi senin endamın izinde kocaman bir yıkık oluştu yürek duvarlarımda..

+Bence sen şimdi uyu, yarın herşey daha güzel olacak..

-İyi de ben en son sana uyumuştum, senden uyanamıyorum ki bir türlü? İnsan uyurken bir daha nasıl uyur?

+Aklım karıştı..

-Evet aklım aklına aktı, tadın ruhuma, varlığın benliğime karıştı!

+Bilmece gibi konuşuyorsun?

-Bilmece! Olur ama sorunsalım sensin..

+İpucu ver..

-Aynaya bak ve tut. İpimin ucu sensin!

+Off gerçekten aklım karıştı, neysin sen!

-Ben mi, Sen'im.. Seni gördüğümden beri senden ibaretim!

+Gerçekten ne dediğini anlamıyorum!

-Dediklerim senin dudaklarından dökülenlerden başka bir şey değil ki?

+Sıktın ama..

-Evet yüreğim aşkına bir beden küçük geldi, kalbim sıkıştı atamıyor! Aslında iplerimi çözsen yaşama şansım olurdu.. Beni çözer misin?

+Ne biçim soru bu, çözeltiye mi benziyorum?

-Evet saçmalıyorum, kimyamız heterojen, bana ancak işlersin sen!

+.....

-Ahh,  sesin çok güzel..

+Konuşmadım ki..

-Hiç susmuyor ki, beynim pikap misali sesinden bir plak döndürüp duruyor !

+Sen gerçekten iyi değilsin..

-Tamam git!!!!

+Ne oldu şimdi, neden kızdın?

-Varlığın iyi gelmiyor, fenalardayım!

+Yokluğum iyi mi gelecek?

-Evet, nefesimi kesecek?

+Nefesinin kesilmesi iyi bir şey mi??? Yaşayamazsın ki?

-Yaşamıyorum ki? Görmüyor musun, bundan sonra ancak sana bağlı yaşayabilirim, aşk yetmezliğim var.. 
Nefesimi diyalize etmen gerekiyor! Yoksa kalbim atmayı reddediyor!

+Sana yardımcı olmak isterdim, ama elimden üzülmekten başka bir şey gelmiyor..

-Aslında sadece sen gelseydin yeterdi..

+Yapabileceğim bir şeyler var mı? 

-Artık çok geç, malesef! Habis varlığın tüm vücuda yayılmış.. Bundan sonra kalan günlerimi mutlu yaşamaktan başka yapılacak bir şey yok dedi doktor.

+Çok üzüldüm..

-Üzülme, vasiyet ettim beni sana gömecekler!

+Senin için üzgünüm.

-Ben değilim, arada bir kalbime/kabrime uğrasan yeter..

+Senin için dua edeceğim..

-Olur...

+..

-Beni nasıl bilirdin..?

-Nasıl yani, seni iyi biliyorum. -din ne demek!

-Klişelerden biri işte, itiraz etme, töreni tamamlamamız lazım.

+Anlamıyorum seni canım!

-Ah can'ın mıyım gerçekten yoksa senin için can'sız mıyım? 

+Gerçekten iyi değilsin sen!

-Boş ver şimdi iyiliğimi, hakkını helal ediyor musun?

+Sende hakkım mı var?

-Daha nelerin var bir bilsen, neyse ediyor musun..

+Öyle istiyorsan, ediyorum..

-Teşekkürler, şimdi bir gül bırakabilirsin ruhuma.. Sonra gidebilirsin. 

+Gül mü?

-Tamam tamam sen buse bıraksan da yeter..

+Ruhunu nasıl öpeceğim?

-Ben her gece öpüyorum..

+Yine saçmalıyorsun, ben gidiyorum..!

-Peki, güle güle gel..

+Geliyorum demedim! Gidiyorum, Hoşca kal..

-Sensiz boşça kalacağım zaten..

+Gittim..

-Gelmemiştin ki zaten..!





Nursalkımın..

19 Ekim 2014 Pazar

ötem..



Sen bir şehrin gökte asılı incisi,
Ben bir yetimliğin en aciz dilencisi..
Hangi dilencinin boynunda olur ki incisi..
Sen bende öyle,
Ben çaresiz böyle...

Bu bir garibin imkansız düşleri..
Sahipsiz bir aşkın, çözümsüz bilmecesi..
Sen, kırıntıları bile dudaklarımda tebessüme yer açan deliliğim..

Sen, bu dünyada benden hiç haberi olmayacak gözü kara sevdiğim..
Sen, rüyalarda tutunabildiğim koca aşk..!
Bulur musun bir gün beni?
Dokunur muyum parmaklarına..
Erişir mi dudaklarım dudaklarına..
Yıldızlara bakar mıyım gözlerinden..

İmkansızdan bile daha öte..
İmkansızdan bile daha keskin..
Sen gönlüme malum sevdiğim..
...

Nursalkımın..

17 Ekim 2014 Cuma

"SENSİN"..!




Bana sorduğun tüm soruların cevabı,
Sahipsiz şiirlerimin kara gözlü sahibi,
Kimsesiz kalbimin sığındığı kimsesi,
Rüyalarıma yansıyan mutluluğun gül sesi,
Yalnızlığımın tebessüme varan gizli neşesi,
Anla artık! 
Gururumdan söyleyemesem de yalnızca "SENSİN"..





Nursalkımın..

16 Ekim 2014 Perşembe

Bilmelisin...


Gel...
Gel beni ateşiyle yakan..
Gel gözleri gözlerimden çalan..
Gel adı dilimde saklı kalan..
Gel sözleri yüreğimde yankılanan..
Gel de buluştur acılarımı huzurunla..
Gel de bitsin bu yalnızlığa isyan..
Gel de tükensin tüm huzursuzluklar gönül kervanımdan..
Gel de kabule ersin imkansız tüm dualar..

Gel..
Gel de artık hürriyetine kavuşsun sana tutuklu tüm kelimeler..
Gel, sensiz yetim bir çocuk gibi boynu büküldü ya gururumun..
Gel, tut sıkıca ellerimden beni bu hastalıktan kurtar!

Öyle bir "off..!" var ki içimde gizli...
Bilemezsin..
Bilmelisin..!!!


s.ç.s.a.b.t..!

Nursalkımın..

14 Ekim 2014 Salı

....




O kadar zor ki seninle sensizlik..

Bir çocuk gibi sığınmaya çalışıyorum sana..

Anlasana..

Çok çaresiz hissediyorum ve nefessiz..

Nursalkımın..

13 Ekim 2014 Pazartesi

Ah Be Mevlana'm..!




Ah be Mevlana'm..
          Söylesene derin kederinin sebebine tarif nedir?
                    Söylesene, lal eden yalnızlığının dili var mıdır?
                              Bir avuç kıskançlığa kurban edilen güneşin, çalınınca Şems'in,
                                        Söylesene semada parlayan bir avuç yıldız şimdi neye çaredir?

Söylesene bahtsız gül, dost gidince canın ehemmiyeti var mıdır tende?
          Söylesene, onsuzluğun sızısı avutulabilir mi hiç, başka bir yarende?
                    Söylesene şimdi mutluluğa dair izler kaldı mı güneşsiz gecende?
                              Söylesene Mevlana'm seninde mi kırıldı kolun kanadın şu karanlık alemde?

Söylesene Mevlana'm, şimdi hangi bahar avutsun senin gam tutan yüreğini?
           Hiç acımadan almadılar mı ellerinden kanata kanata kimsesizliğine ışıyan Şemsi'ni?
                     Ah be yaprakları pür-efkar salınan gül, şimdi sözlerin böylesine kanatıyorken beni....
                               Gelsem..
                                        Sürsem ateşine ellerimi, yangınını çekip alamaz mıyım?
                                                  Söndüremez miyim kimsesizliğini?
                                                            Geçmez mi acıların, çiçek açmaz mı dökülen yaprakların?
                                                                      Öpsem leb-i derya kıyılarından yüreğini?
                                                                                Çeksem, içime çeksem..
                                                                                           Tüketemez miyim sonsuz kederini?

Ah be yalnızlığın yalın hali,
          Ah be kimsesizliğin timsali...
                    Sızından ağlayan kamışlar misali...
                              Süzsem ruhundan kederini, elemini....
                                        Dinmez mi bağrıma akan gözyaşların?
                                                    Değmez mi efkarına tebessümün sağ eli?

Ah be Mevlana'm... Ah be açamayan tomurcuğum...
          Ah be Mevlana'm, takati solan mutluluğum...
                    Ah be Mevlana'm, maveraya kanan yolculuğum,
                              Gelsem pervane olsam kimsesizliğine,
                                         Ateşe dönen garip kelebekler misali..
                                                                                                       ...................
                                         Ah be yalnızlığımın suya yansıyan hayali..
                              Gelsen... Gelsen de tutsan üşüyen ellerimi..
                    Gelsen... Öpsen de avutsan yaralı yüreğimi..
          Gelsen... Şimdi Şems'izliğin çok acıtıyorken  beni..
Gelsen, bir gülsen de sevsen sevilmeyenlerimi...

s.ç.s.b.m.g.i...

//TKR

Nursalkımın..

10 Ekim 2014 Cuma

Bana Düşlerinden Verir misin ?



Satılık ya da kiralık..
Ne fark eder ki?
Suya düşen hayallerim yüzme bilmiyordu da..
Kaybettim, başım sağ olsun!

Şimdi, geçmişi gömüp mazi defterine,
Müzari de tutunacak bir avuç hayale ihtiyacım var!
İster çocuk olsun, ister yeşil ya da zeytin gibi gözleri!
İster kıvırcık olsun saçları, ister gri olsun gök yüzü..
İster düz olsun bakışları, 
ister yağmurdan önce çıksın yedi dalda ebem kuşağı!
Ne fark eder ki?

Avunacak hayallere ihtiyacım var!
Umut etmeye..
Yaralı kalbimi, sıcak bir bakışla pansuman ettirmeye!
Çok kırığı var yürek localarımın!
Batıklarımı çıkaracak şefkatli bir ele...
Ne fark eder ki?

Kontes değil küçük bir köylü kızı olurum sorun değil,
Yeter ki gözlerimin içi gülsün!
Yeter ki bir el ellerimi tutsun,
Tek başıma yenemem karanlıkları!
Bilmezsin sen, çok korkarım ben!
O yüzden kendi küçük olsa da yüreği kocaman olsun!
Para pul da istemem, yeter ki avunacak hayallerim olsun!

Şey... Ben..
Onları kaybettim de, başım sağ olsun..
Ne fark eder ki kimin hayali olduğu?
Yeter ki tutunacak bir dalım olsun...


// Bir hayal, tek küçük bir hayal verebilir misin bana?
//Mesela satır aralarında küçücük umutlar taşıyan?
//Belki de tek kıta bir şiir misal?
//Belki tek bir paragrafa sığdırılmış koca bir hikaye?

Ne fark eder ki?

Ben..

Ben, sadece çok yoruldum!
Artık nefes almaya bile mecalim yok...

Ben! 

Ben dedim ya çok durgunum,
Rengi fark etmez, olsun, sorun değil,
Renksiz de olsun, 
Ama yeter ki;
Boyayacak tek bir hayalim olsun!

//Beni düşlerine misafir alır mısın ?


s.ç.s.n.s.n.z.a......l.s.s.b...!




Nursalkımın..