31 Ağustos 2016 Çarşamba

Sevda..



Pardon bakar mısınız?
Benim bir yanım, kaldı biraz yarım..
Diyorum ki bir baksanız..
Tutup kolumdan, en acıyanlarımdan sarsanız...
Belki bir film sahnesi gibi olamayız ama,
En azından hayallerin tezahürü olabilir kavuşmamız..

Pardon sever misiniz?
Neden diye sormadan, bahanelere sığınmadan!
Cesur olup mertçe yüreğinizi bir verseniz,
Yılların tecellisi bütün kırık beyazlarımla sevseniz!
Belki hayalleri süsleyen yıldızlar misali güzel değilim ama,
En azından rüyaların ön gösterimi olur sevişlerimiz..

Pardon gelir misiniz?
Yollar tükense de maverada,
Bir patika aralığında inadına kesişse yolumuz,
Görmüyor musunuz?
Siz ve ben kırık kalplerin parçalarında nasılda yok olmuşuz..
Gaipler(kayıplar) kervanında kendimize nice sahte yollar bulmuşuz..

Yani işin özü;
Diyorum ki bana bir baksanız,
Beni bir sevseniz,
Ve  bana gelseniz..
O zaman işte tam olacak bu sevda..

//Sessizliğin ertesinden



s.g.a.b.y... 


Nursalkımın..

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Ben, Ben Olmasaydım?




Bazen düşünüyorum olduğumdan farklı biri olmayı ve yaşadığım hayattan farklı bir hayat yaşamayı..
Mesela prenses olabilirdim diyorum, kim istemez ki?
İsterseniz şimdi gidin sorun tüm küçük kızlara, hepsi özünde birer prensestir zaten :)))
Düşünsenize herkes el pençe divan önünüzde, ülkenin yüreği sizin için çarpıyor, tüm genç delikanlıların kalpleri size bağlı, birine tebessüm etmeniz ne büyük lütuf..
Ama sonra prensesin eğitimleri, hep girmesi gerektiği dar kalıp, içinde bulunması gereken sorumluluk ve ciddiyet aklıma geliyor aman boş ver diyorum..
Sonra çoban yapıyorum kendimi, gün boyunca koyun kuzu peşinde aylak aylak dolan dur diyorum, beden yorulsun ama beynin rahat..
Hem diyorum o ağaç senin, bu çiçek benim..
Belki de küçükken izlediğim Heidi'nin Alp Dağlarının dibinde doğal doğal yaşayayım diyorum..
Sonra aklıma özene bezene baktığım, peşlerinde dolandığım koyunlarımın, kuzularımın hunharca(!) kesildiği geliyor hemen ondan da vazgeçiyorum..
Sonra doktor oluveriyorum birden, hastalara mucizevi şifalar bulan, mevlanın kullara bahşettiği gizemleri keşfeden ben oluyorum..
Tüm hastaları iyileştiriyorum, tüm ağrıları dindiriyorum, dünyada benden iyisi yok! İnsanların hepsini mutlu ediyorum, sonra başkalarını mutlu etmeye çalışırken kendime ayıramayacağım zaman geliyor aklıma ondan da vazgeçiyorum..
Seyyah olsaydım mesela diyorum, o ülke senin bu okyanus benim gezseydim. Keşfederek tüm alemi daldan dala uçan kuşlar misali, oradan oraya sürükleseydi hayat beni.. Ama neden sonra kırılan kupamı bile özleyip üzülen benim geride bırakacağım onca güzelliğin ve dostun özlemini düşünüyorum yok yok bu zor diyorum..
En sonunda ekmek elden su gölden bir sahil kasabasında yaşayan bir yaşlı oluyorum. İş yok, güç yok! Koca günler akşama kadar benim. Gez dolaş, gün bitinceye kadar otur, yat! Hiç çalışmak yok..
Sonra hafta sonları bir gün ev temizlemekle geçtiğinden diğer gün daha öğlen olmadan evde oturmaktan sıkıldığım bir ampulün yanma edası ile zihnimde beliriyor, hemen kendime geliyor ve sonunda acı gerçekle yüzleşip tamamen kendim oluyorum ve olmayı düşlediğim her karakterde böylesine sıkılacak üzülecek parçalar bulduğum için kendime kızıyorum..

Sonunda kendim oluyorum da işte orada da bir türlü huzuru bulamıyorum.. Eee nasıl olacak peki? Siz söyleyin, ben ben olmasaydım KİM olmalıydım..



Çocukluğumu anımsattı bana bu şarkı :) Sizlerle paylaşmak istedim.


NOT: Uzun süredir buralarda olmayışıma sitemde bulunan dostlar, sizi seviyorum ama son zamanlarda kendimi pek sevemiyorum o yüzden okumaya değil ama yazmaya ara vermeliydim..


Nursalkımın..

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Sen halim..


Sen halim..
Derinlerde küçücük bir ışık,
Masalsı özgün bir rüya..
Uykusuzluk koydum adına, yoksun ya..
Belkilere adadım umutları,
Avuçlarımda saklı, adına edilmiş bir iki özenli dua..

Sen yarim..
Güz desen güz değil, yaz desen hiç değil..
Nedir bu sende ki ben hali?
Bir bilsen İçimde kaç mevsimin akışı, hangi çılgın baharın yağışı var ..
Saklandığım en çocuksu yanım,
Aşk, heybemde biriktirdiğim en taze umutlara yağar..

Sen halim..
Başım dönüyor, hayaller uçuşuyor etrafımda..
Kana kana içiyorum seni, hadi gel biraz daha kanat!
Sökmez hiç bir engel artık bana,
Umut sarhoşuyum tüm imkansızlıklara inat!

Sen halim..
Haddimi aşmak,
Tek dileğim gecelerden tenine taşmak..
Ve kavuşmak..
Kollarınım ruhumu sarmalayışı nasıl olurdu,
Kokun, kokumla nasıl dururdu bu işte öyle destursuz bir merak...

Sen halim..
Hadi tut avuçlarımdan,
İçimdeki hırçın çocuğu kanatlarından sarmala..
Yakala kollarımdan, sal beni yüreğinde ki harmana!
Tutamıyorum baksana!
Kelimeler arsızca düşüyor dilimden, tüm bu karmaşıklığım bir tek sana..
Anlasana tüm bu hoyratça esişim yokluğuna!

S.d.g.s.b.g   s.s...





Nursalkımın..

2 Ağustos 2016 Salı

Yazsam mı? Yazmasam mı?



Düşüne düşüne içim şişti, yazmak ise benim kaçış kapılarımdan biridir. Neyden kaçış diye soracak olursanız en çok kendimden ve sürekli düşünmekten.
Düşünmekten yorulur mu insan? Bu sorunun cevabı diğerlerinde nedir bilmiyorum ama ben ciddi anlamda yoruluyorum. Bazen aklımın sıfırlanmasını istiyorum belki tehlikeli bir istek ama kötü olan her şeyi unutmak istiyorum..
Mesela kötü insanları, o insanlara ait kelimeleri, fiilleri..
Kötü olayları, tecavüz haberlerini, kaza haberlerini, çatışma haberlerini, savaş haberlerini..

-En çokta zulme maruz kalan masum çocukları...

İçimde histeriyle çelişen vicdanım ise unutmak çözüm mü diye sorguluyor, beynimi yiyor adeta..
Elbet çözüm değil ama tüm bu olan bitenler karşısında ki acizlik öyle ağır ki, hiç bir şey yapamayan olmak unutmayı yeğletiyor bana..
Başta da dediğim gibi kendimden kaçmak için bir şeyler yapmam lazım zira böyle giderse insanlığın geldiği bu nokta (savaş, kin, öfke, kibir, darbe, endişe, çocuklar ne çok var bu noktanın virgülleri değil mi?) beni delirtecek.. Gerçek delilikten bahsediyorum çünkü artık sindirip kafamdan atamaz hale geldim. En çokta ötekileştirenler konusunda sürekli düşünüyorum sağ, sol, din, cemaat vs. Herkes taraf tutmakta özgürdür eyvallah da öyle bir nokta var ki taraf olduğunda dünyayı kendinden ibaret saymak kendinden olmayana böcek gözüyle bakmak işte bu durum midemi bulandırıyor.. Bir de taraf olup vatanına saldırmak o apayrı bir konu ki ele bile alamayacak kadar ürkütüyor, kızdırıyor, hasta ediyor yor yor yor bitmiyor işte onun hissiyatı!

Böyle insanlar gördüğümde içimde kusma isteği beliriyor bu yalan değil gerçekten istemsiz şekilde öğürecek duruma geliyorum.. Sonra bu tarz insanlara verilecek cevaplar sürekli dolanıyor beynimde ama son zamanlarda edinmeye çalıştığım "SUS" öğretisi dilimi bağlıyor.. Keşke beynimde ki sesin dilini de bağlasa ama işte dilim sustukça beynim konuşuyor, hakaretler savuruyor, ahkamlar kesiyor, neden susuyorsun diye haykırıyor...

Sonra yine kendi cevabını beynim veriyor; Konuşsam ne değişecek?
İşte konu başlığı da bundan mütevellit; Söylesene YAZSAM ne değişecek?

Daha ötesi de var da yorgunum be, yemin ederim çok yorgunum...

// Tek çocuklar gülsün o bana yeter...

..... .... ......... !

Nursalkımın..