6 Ocak 2017 Cuma

Biçare Yalnızık (TKR)



Martı sesleri eşliğinde, kıyıya vuran dalgalara öylesine dalmıştı ki..
Arkasındaki yoldan gelip geçen arabaların birbirlerine tahammülsüzce çaldığı korna sesleri bile artık umurunda değildi.
Bu gün günlerden neydi, mevsim hangi renge bürünmüştü farkında bile değildi. Kaç gündür böylesine kendinden geçmiş ortalarda dolanıyordu bilmiyordu..
Bildiği tek şey içinde bastıramadığı bir boşluk vardı ve zaman onun için artık sadece hiçlik olarak akıyordu..


-"Yetmiyor bana artık." demişti giderken..

Yetmeyen neydi ki?
-Sevgisi mi?
Bu imkansızdı! Değil ona yetmeyecek, dünyaya yetecek kadar sevmişti o sevgiliyi..
Hayalleri miydi yetiremediği?
Hayır! Hayır bu da olamazdı.
Öylesine sonsuzdu ki hayalleri, yaptığı resimlere herkes hayrandı. İnsanlar hayal alemine dalıp çizdiği eserlere inanamıyordu.
Şimdilik çok ünlü bir ressam değildi, kim bilir belki bir gün olabilirdi. Şimdi kendini zorla geçindirmesine yetiyordu resimlerinin değeri.

Sırtına esen rüzgâr, hiç bir şey yapmasa bile gözlerinde bir buğu oluşturacak kadar yakmıştı canını. Sırtını sarmayan bir çift kolun eksikliği ile hisettirivermişti esintiler ona kimsesizliğini..
Bakışlarını, sevdiğinin gözlerinde ki derinlikle eşit tuttuğu denizden, hafif hafif yağan yağmurla yarı katı yarı sıvı hale gelmiş olan çamurumsu toprağa çevirdi..

Gözlerinden damlayan bir kaç damla yaş toprağı daha da çamurlaştırmak istercesine karıştı yağmur suyuna..

-"Yetmeyen ney?" Cevabını bildiği halde sormuştu.. Çünkü bunun bir yetersizlik olduğuna inanmıyordu, ama yine de bile bile sormuştu...

-"Bıktım bu sefillikten anlıyor musun? Artık yarın nasıl geçecek diye düşünmek istemiyorum, bu ay kirayı nasıl ödeyeceğim derdi çekmek istemiyorum. Anlıyor musun beni? Vitrinlerde gördüğüm elbiseleri almak, gönlümce gezmek istiyorum!" diye cevap vermişti. Yüzünde ki aşağılayan bakışları eşliğinde, zaten hepi topu bir kaç parça olan kıyafetlerini bir hışımla bavuluna doldurmaya çalışırken. Salih'i nasıl inciteceğini hiç düşünmeden zehir gibi çıkmıştı ağzından bu sözler.

-"İyi ama.." diyebilmişti Salih.

Sert bakışlarına ve aşağılayan tavrına hiç ara vermeden, Salih'in dilinde düğümlenen kelimelerini ağzına tıkıvermişti.

-"Yeter Salih! Diyeceklerini duymak istemiyorum!" diye tahammülsüz bir sesle cevap vermişti, ardından ani bir duraksamayla elinde ki son parça olan şalı bir türlü valize sığdıramayınca uğraşmaktan vazgeçti...
Şalın bavula sığmaması iyice canını sıkmış olacak ki önce;

-"Canın cehenneme!" diyerek şalı fırlatıp odanın ortasına doğru attı ve sonra devam etti! Ses tonu hala aynıydı, zehir gibi kışkırtıcı, ateş gibi yakıcı;

-"Para her şey değil laflarını, bize sevgimiz yeter zırvalarını artık dinlemek istemiyorum. Kuru sevgi karın doyurmuyor anladın mı!"dedi ve bavulun fermuarını iç gıcıklayan bir sesle bir çırpıda çekti, koca kırmızı bavulu Salih'in yardım etmek istemesine, dudak kıvırarak kabul etmediğini belli eden tavrıyla, sert bir hareketle yüklendi ve kapıya doğru yürüdü..

Topuklu ayakkabısının taş zemine vuran o tıkırtısı hala uğulduyordu kulaklarında Salih'in. Kapıya vardığında döndü eve şöyle son defa sonunda buradan gidiyorum bakışı attıktan sonra Salih'e dönüp,
-"Sana ve aptal resimlerine elveda! Beni sakın arama, sorma bir daha! Ben yakında evleniyorum." dedi ve kapıyı çarpıp hızlıca oradan uzaklaştı..
Ayak sesleri kapalı olan kapının ardından yok olana kadar öylece bakakalmıştı..

Salih onu en son kenarına çöküp kaldığı camın kırık köşesinden lüks bir arabaya binerken gördü.
O günden sonra kimseyle konuşmadı, resim yapmayı da bıraktı bir müddet..
Şimdi, hırçın dalgaları ile sahili söven denize bakarken ağzından o gün söyleyemediği cümle dökülüverdi.

-"Para her şey değildi sevdiğim, ama isteseydin.."

Sustu Salih, gözlerinden damlayan yaşları elinde tuttuğu solgun lacivert, parlak pulları iyice eskimiş şala sildi..

Ayağa kalktı, üstünde ki son moda, pahalı bir markaya ait fit kesim ceketi düzeltip, içinde kopan fırtınaları bastırmadan, bakışlarına yerleştirdiği hüzünle kendini bekleyen arabaya doğru yürüdü..

Eğer Gülçin o gün Salih'e izin verseydi resimlerinin bir iş adamı tarafından çok beğenildiğini ve bu gün yapılacak bir sergiyle satışa sunulacağını, bunun için de sergi öncesi iyi bir avans verdiklerini anlatacaktı.

Hatta ikisi için yeni bir ev tuttuğunu ve O'na sürpriz yapmak için beklediğini söyleyecekti..

Ama yapabildiği tek şey susmaktı...



(DEVAM EDEBİLİR)

Ya da etmeli mi siz karar verin..




                                                                    b.a.s.g.k..


Nursalkımın..

12 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, işlerim biraz ferahladığında yazmayı düşünüyorum. O kadar çok yarım kalan hikayelerim var ki..

      Sil
  2. Devamı gelsin emi :) Ali Güven, eskilere götürdü beni birden. Bu arada arka plan çok hoş olmuş canım ❤

    YanıtlaSil
  3. Bir nefeste okudum. Etmeli kesinlikle !

    YanıtlaSil
  4. Hala aynı kelimelerin. Hüzün kokuyorsun buram buram! Ne zaman düzeleceksin söylesene! Yoksa kırdığın kalpler mi buna sebep?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kimsiniz? Eğer bende bir hakkınız var ise açık yüreklilikle söyleyin, zira kimseyi bilerek kırdığımı hatırlamıyorum..

      Sil
  5. Ardına bakma yolcu güzel bir final olmuş, ellerine sağlık nur salkımı <3

    YanıtlaSil
  6. Merhaba bloğunuzu takibe aldım, Artık https://tugbagunse.blogspot.com.tr adresindeyim , bekliyorum :)

    YanıtlaSil
  7. Merhabalar.
    Duygularımızı ve kendimizi, gerektiği yerde en iyi ifade edebilmenin bir şeklidir susmak. Bazen anlatmak istediklerinizi sözle anlatamazsınız, anlatsanız bile karşı taraf anlamayabilir. Ama her zamanda kendimizi susarak ifade edemeyiz. Bunun yeri ve zamanını iyi ayarlamak gerekir. Alışkanlık yapmamalı. En kolay olanıdır susmak, gitmek gibidir. Oysa zor olan gitmek değil, kalmaktır.
    Devam edip etmeme konusu tamamen size bağlıdır.
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
  8. Merhabalar.
    Hala "ADSIZ" rumuzu ile yorum yazanlar mı var? Cesaret yoksa, neden böyle bir yola başvurulur anlamıyorum? Hani batılıların nikah merasimlerinde, evlenecek çiftlerin aleyhinde söz almak isteyen varsa, şimdi alsın ve konuşsun, ya da sonsuza kadar sussun şeklinde bir söylem var ya. Zamanında konuşamadığın, ya da söyleyemediğin bir konu üzerinde sonradan ve kaçamak yollarla bunu dile getirmek ne kimseye yarar sağlar ne de yakışık alır. Şık ve net değil. Ama ne yapabilirsiniz ki, burası bizim ülkemiz ve maalesef böyle kötü ve çirkin alışkanlıklarımızdan bir türlü kurtulamıyoruz.
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil