19 Aralık 2014 Cuma

... Sus/Pus ...



Gözler dolar ya bazen,
Sözler de dolar o zaman!
Kalem kelama bürünür akar ellerinden!
Kelimeler bu sefer kifayet eder acılara...
                                                                       Amansızlıklara...
                                                                                                        Kaybolmuşluklara...

Hasretlerle büyüttüğün bir aşk,
Hiçsizliklere kurban edilir bir çırpıda..
Aslında öylesine güneşli hayaller yapıştırmışsındır ki hatıra defterlerine,
Ezip geçenin umurunda bile olmaz!
Bir bir kara kapaklar kapatılır rüyalarının üstüne üstüne..
Zaman saliseler hükmündeyken senin için,
Ellerine verilen mutluluğun vadesi dolmuştur, tüm umutların geri alınır faiziyle..

Zaman sanki düşman kesilmiştir..
Ne akar, ne geçer, ne yerinde durur..
Ne anlama geldiğini bilmediğin "bir müddet" isimli zaman dilimi geçer gider hayatından,
Diğer çalınanlarınla birlikte!

Kulakların uğuldar, kalbin burkulur..
Kendi kendine cevapsız sorular sorarsın,
Bilmezsin ki şimdi bunun hesabını kimden sorasın!
Sonra çaresizliklerin devralır içinde ki cılız sesin hakimiyetini;
Sesler beyninde duyulur,
Sorarsın!
Ah be hayat, ah be..
"Söylesene bir insan kısacık ömründe neden böyle yorulur.."
Sorarsın!
"Söylesene tüm yaşanmışlıklar bir anda nasıl yok olur..
Sorarsın da
Bir cevap bulamazsın!

Dünya dediğimiz bilinmezlik girdabı döner durur,
Günler günlerden, aylar senelerden çalınır!
Bir gün gelir anılar yine gelir gözlerini bulur...

Öyle imkansızdır ki her şey artık!
Başka haksız aşklar görürsün için kıyılır..
Neyin var neyin yok hepsi bir bir etrafa dökülür..
Kurduğun ufacık dünyan vardır, o da apansız başına yıkılır..


Biter her şey, tıkanır nefes soluk borunda!
Kulaklarını kapasan da, dudaklarını mühürlesen de,
Gözlerinde dile gelir yanmışlık ve tüm acı yaşanmışlık!
Kalmaz bünyende bir dirhem güç,
Yıkar geçer seni aşk ufacık bir El-Veda da...


El-Veda..
Gel/me artık bana..



Nursalkımın..

8 Aralık 2014 Pazartesi

Hüzün Kraliçesi (TKR)

Sevgili Blogger arkadaşım Dee'in(TIK) benim için bulduğu "Hüzün Kraliçe"si ismine yazmamı istediği şiir.. 

/ Kendime ithafen..


Hasret gibi sokul ruhuma, ah ölüm gel de gir koynuma,
Seviş acılarımla, arsız bir gecenin sokaklarında bağıra çağıra!
Nefes nefese, çığlık çığlığa!
Kaçmalara düğümlenmiş kimliğinle söndür baharımı,
Şevkinle bi-çare eyle hadsiz uykularımı!
Çek tetiği! Vur aşkı gözlerimden,
Korkma! Vur gitsin can evimden!

Ömrüm gecenin ezberinde kaybolsun,
Ilık nefesin tenimde hapsolsun,
Bak ruhuma, gözlerinin efsunuyla hasretim  solsun..
Parmakların dalga dalga gezinirken çıtıllarında,
Bir rüzgara haşince bırak, ıslak saçlarım savrulsun!

Bırak aşk aksın kaleminden,
Bırak düş dökülsün gözlerinden,
Bırak söz düğüm olsun dilinde,
Bırak kelama dönsün hüzünleri,
Bırak yaşlar yıldızlar gibi kayıp gitsin dünlerinden!
Bırak 'muhabbet payını' alsın ölümden!

Bırak..
Hüzün kraliçesi tacını takmaktan yoruldu!

Bırak artık..
'O' hüzne dair kotasını çoktan doldurdu..

Bırak ki,
Sevmelerin bağrından tutunabilsin düşleri,

Bırak ki,
Huzuru aydınlatabilsin ışıldayan gülüşleri..

Bırak ki,
Gönlünün denizinde boğulsun, gitsin hüzünleri..

Bırak ki,
Mutluluğa kavuşmanın da hikayesini dökülsün kaleminden;
Bırak,
Yüreğinde kanadı kırık bir kuş olsun,
Uçup acılarından dallarına konsun 'Hüznün Kraliçesi'..

s.ç.t.e.s.g.b.d.g....



Nursalkımın..

2 Aralık 2014 Salı

Söylesene..



Söylesene nasıldır senin kokun..?

Kelimelerinin küçük kalbi kırık,
Sevda sözcüklerinin boynu bükük,
Yüreği bıçak kesiği gibi sızlatılmış,
Mısraları yarım bırakılmış şiirler gibi mi ..

Yoksa en çetin hikayelerin parçalandığı,
Noktaların virgüllerle darıldığı,
Umutları paragraf başı bırakılmış,
Sayfalarının ucu katlanmış kitaplar gibi mi?

Söylesene nasıldır senin kokun?
Gözyaşları gibi tuzlu mudur tadın?
Ateşin sıcağı gibi keskin midir sevişlerin?
Söyleseydin kim bilir nasıl yakışacaktı dudaklarına adım...?

Söylesene,
Yoksa sen, okuduğum şiirlerden daha mı güzel kokarsın...
Söylesene sen de ben gibi yarım kalmalardan mı korkarsın...
Söylesene..
Bir gün dudaklarını bulur mu tadım..

s.ç.s.k.b.d.d....




Nursalkımın..

1 Aralık 2014 Pazartesi

Düşünemedim, öyleyse yokum..



Düşünemiyorum da...
Kaybetmiş ve çaresiz hisseden bir insanın sığınabileceği şey nedir..
Ben çoğu zaman diplere vurmuşken, soluksuz hayallere teslim ederim kendimi..
Aslında kurduğum her hayalin sadece "HAYAL" olarak kalacağını bildiğimden daha da yanar canım..
Ama yine de ateşe dönen kelebekler misali yana yana devam ederim efsunlu hülyalara..
(Neden peki?)

Ve sonra yazmaya soyunurum genellikle..
Çırıl çıplak kalır kelimelerim ve iliklerine kadar üşür yaşanmışlıklarım ben gibi mısralarda..
Noktaları cümle bitişleriyle kaynaştırmayı da severim üstelik...
Sanki ne kadar sert nokta koyarsam cümlemin sonuna, o kadar çok tercüman olurmuş gibi hissiyatıma..
Ne anlamlar, ne anlamsızlıklar yüklenir her bir "nokta" benim diyarımda bir bilseniz..

"Ve sen!
Ah bir bilsen her noktamın sana neler anlattığını, ne biçimsiz küfürlerle sövdüğünü, ne aşk nağmeleriyle boyandığını..
Nasıl hasretle yandığını, sana nasıl susadığını..
Ah.. Bir bilsen..."

Hani çoğu zaman her acıklı şiirde, şarkıda, filmde kendimizden kesitler buluruz ya,
Her ünlem duygularımızın en uç noktasını hırçın bir şekilde kamçılar ya..
Bu durum acının ve mutluluğun tınısının hepimizde aynı olduğundandır esasında..
Farklı hayatlar, bir birinden ayrı yaşanmışlıklar biriktiririz avuçlarımızda ama yine de aynı duygularla sever, aynı gözyaşlarıyla ağlarız..
İşte bundan sanırım her insanda biraz kendimi, biraz dünyayı buluşum.. Buluşumuz..
Ve her tatlı söze koşulsuz aldanışım.. Çoğunlukla aldanışımız...
Ve biraz da aptallığımdan... (bu sadece kendime has)

Neyse ne demiştim başında..
Heh, hatırladım..
Hayaller demiştim, çaresizlikten kurulan hayaller..

İşte şimdi öyle bir hayalim var ki..
En çaresiz, en imkansız, en kifayetsiz...
En soluksuz, en uçsuz, en bucaksız..

"Ve sen bilsen ki bu hayalin baş rolü sensin.. "

Neyse işin özü bir cümle sanırım..

"Hepimiz aynı farklılığın bir birine ait birimleriyiz.."

Son cümle;

Ve bu yüzdendir belki yukarıda ki resmi benim olmadığı halde sahiplenişim, benim deyişim!
Zira onun gözlerinin karasında kendimden karanlıklar, seninkinden hayaller bulduğum için...

Evet işte bu yüzden o resim benim :)

s.ç.s.a.s.h.a.b.......!!!

"Beni düşünmüyorsun, öyleyse yokum..."

Nursalkımın..

27 Kasım 2014 Perşembe

. . . . gel



"Gel, en çaresiz anlarda sığındığım melodi SEN ol..."


"Gel beni kurtar, düştüğümü görmeden..
 Gel beni kurtar, ÖLDÜĞÜMÜ bilmeden.."


Tükettim nefeslerimi..
Soluksuz çırpınışım,  çaresiz özlemlerim..
Kelimelere sığmıyor ki yüreğimde ki aşk..
Taşıyorsun benden,
Seni kendime saklayamıyorum..
Sana anlatamıyorum..
"Seni BEN sevdim.." Diyemiyorum...

Ve unutamam ve anlatamam da....

Gel sebebim ol..
Gel, razıyım al canımı, KATİLİM ol..
Yaşarken sensiz kalmak, nefessiz kalmak gibi..
Her şeyimle, her şeyinle al, seninim işte,
Gel SAHİBİM ol..

Kimsesiz ve sessizim,
Biliyorsun ya en çokta sahipsizim..
Bak işte ağlıyorum..
Ve bağıra çağıra söylüyorum "Seni seviyorum..."
Gel, sadece benim ol..
Gel, sebebim ol..

Biliyorum, deliriyorum..
Ama bilmiyorsun! Ölüyorum..

"Gel, tükendiğimde sıfırdan başlangıcım, öldüğümde yeniden doğuşum ol.."

"GEL, seninim.. al beni her şeyim ol.."

s.ç.s.s.a....



Nursalkımın..

26 Kasım 2014 Çarşamba

Şiiişşş..


Sustum..
Susulacak ne varsa hepsini içime gömdüm ve sustum..
Sevdim, öyle çok sevdim ki ben bile yetişemedim yüreğimde ki büyüklüğüne..
Dokunamadım hayallerimde bile sana..
Kaç defa çağırdım seni yüreğimin en ince sesiyle..
Kaç defe kapılar açtım yokluğuna..
Kaç defa adandım varlığına..

Bilemezsin ki aslında sana söyleyip ve aslında sana sustuklarımı..
Bilemezsin adına edilen duaları..
Bilemezsin ki hayalimde kaç rengiydin gök kuşağımın..
Bilemezsin nasıl benimdin ve ben nasıl seninim..

Sustum,
Gözlerim sustu en çok ve sonra şiirlerim ve sonra kalemim..
Şimdi yüreğim koca bir sessizliğin pençesinde..
Umutlarım yerle yeksan, sevinçlerimin boynu bükük..
Sevdamın çocuk kalbi kırık..

Sustum,
Umutlarım da sessiz artık üstelik..
Öyle bir bittim ki yitikliğinde..
Öyle bir çaresiz kaldım ki..
Sustum..

Şimdi mucizeleri dilemekten bile mahrum dualarım..
Öylesine yanıyor ki canım..
Kor olduğum kadar sustum,
Bilemezsin,
Sustuğum kadar yandım...

Ve ölecek kadar sustum..

s.ç.n.g.n.a.i.s.......................

Nursalkımın..

24 Kasım 2014 Pazartesi

Şirazesi Şaşmış Melankoli.. (vol:3)

NOT: Sevgili OKUYUCU Tolgaaaa'nın hüzünlendiren yazısını okumak için TIKLAA!

ANA NOT:Bu yazı ve bu başlıkta yayımlanacak olan bütün yazılar ve kurgular argo/küfür ve melankoli içerecektir. Ona göre okuyunuz lütfen!



Kahır neydi?
Yenir miydi bu lanet duygu?
Tadı var mıydı yüreğini çatlatırcasına acıtan bu şeyin..
Neden hep yenilen taraf oluyordu?
Neden hep imkansızdı düşleri..
Sahi imkanı olsaydı bazı şeylerin acaba nasıl mutlu olunurdu..

Sorular, sorular..
Bütün gece kimsenin duyamayacağı sesle ama içinde çığlıklar koparak hıçkırıkları ile yastığa yumulurken sordu durdu kendine..
Umutlarını defalarca yumrukladı hayallerinde, sokak lambasının titrek ışığı perdenin tam çekilmemiş kısmından odaya sızarken, karanlıktan neden korktuğunu düşündü..
Çok mu şey istemişti şu lanet hayattan da payına hep bu yangınlar düşüyordu. Şimdi sevdiği ama kendisinden haberi olmayan o adam yatağında uyurken o, onun kollarında olmayı, sıcak bir öpüşle avutulmayı ne çok isterdi..
Acaba "O" kendisinin bu kadar çok arzulandığını bilse ne hissederdi..
Salakça gülümsedi kendi kendine.. Dışarıdan göründüğünün aksine içinde ki ahlaksız kadının gülümsemesiydi bu.
Bir de sevişmek denen şey sevilen kişi ile olmadıktan sonra aynı ismi almıyordu ki? Kimisinde bu durum tecavüz oluyordu kimisinde ise iş..
İş.. İsmine orospuluk denen bu fiil aslında onun güncesinde yine tecavüzdü.. Hangi kadın sevmeden sevişmeyi kendine iş edinirdi ki.. Gönüllü tecavüz diye düşündü...

Saate baktı, lanet olsun saat gecenin 3'ünü çoktan geçmişti. Yarın yine iş vardı. O ise mide bulantısı ve ağlamaktan ve de çoğu gece yaptığı gibi düşünmekten uyuyamamıştı. Üstelik tutan migrenini biraz olsun durdurmak için duş alması gerekiyordu.

İş demişken işini hem seviyor hem de her şeyden olduğu gibi nefret ediyordu.
Seviyordu zira hayatında ki karmaşadan başka türlü kurtulamıyordu. Birde bir tek çalışırken tüm dünya ile bağlantısını kesmeyi becerebiliyordu. Aslına bakılırsa hayatında kendi için becerebildiği tüm iyilik buydu. Aklını bir tek müzik ve işiyle meşgul ediyordu. Aksi taktirde delirmemesi için avunabileceği elle tutulur bir şeyi yoktu.

Yaşamı alt üst olmuştu, hayatının neresinden tutsa bir kaç parçası elinde kalıyordu. Birde bazen düşünüyordu iş ya da tecavüz denilen olay vardı ya ! Bu akşam iş dönüşü lanet şarjı bitmiş bu yüzden müzik yerine istemeden o iki kadının dertleşme senfonisine şahit olmuştu. Eşini sevmediği halde boşanamayacağını anlatıyordu kadınlardan biri. Ve eş denilen öküzün bitmeyen odunluklarından bolca örnekler içeriyordu akşamın en  kalabalık saatine denk düşen bu dert senfonisi...
Sordu kendine, peki o kadının mecburen katlandığı bu evlilik bunlardan hangisine giriyordu? Elinde olmadan öğürdü, koca akşam yediği-içtiği tek şey olan bir yudum suyu midesinde tutmayı beceremiyordu..

Bazı acılara katlanmamalıydı ama kendini öyle güçsüz ve çaresiz hissediyordu ki.

Kızgın mıydı? Evet ama kime, neye kızgındı?
Tüm bu şeyleri kendisi yapmamış mıydı yine kendisine?
Hep kendi seçimleri, seçtikleri değil miydi onu bu kahpeliğe sürükleyen?

Ağlamak nasılda bir parçası oluvermişti.. Oysa hayatında her şey farklı olabilir miydi? İnsanların namussuzluğuna defalarca kanmamış olsaydı daha güzel olabilir miydi hayatı? Daha cesur olur muydu tebessümleri ya da daha umutlu ve mutlu geceleri..
Peki gönlünde taşıdığı o kocaman yük daha taşınası ve umut edilesi olur muydu? Tüm insanlardan iğreniyordu, buna kendi de dahildi. Kimi zaman aklını söküp atası geliyordu. Yapabilmeyi diledi yine..

"ALLAH'ım" dedi yine sadece gecenin ve kendisinin duyacağı kadar kısık bir sesle..
İsyan değildi ama ihtiyaçtı belki de içinde ki asi yan! Yoksa bu durumla daha fazla baş edemezdi. İçinden çıkamayacağı kadar batmıştı karamsarlığa..
Tükenmişlik hiç bu kadar tesir etmemişti ruhuna..
Çıplak bedenine doladığı çarşafla kalktı yataktan, ne yapacağını bilmeden ağlaya ağlaya ilerledi karanlık koridorda..
Masanın üstüne bıraktığı kulaklıklarını aldı, kulaklarına geçirdi yavaş yavaş.. Canı yanıyordu ama bu acı kulağının kenarında ki morluktan mı yoksa kalbinde ki derin çukurdan mı onu bilmiyordu. Telefonu eline alıp onun girebileceği her sosyal mecrayı kontrol etti ve en sevdiği resmi açıp ekrana yerleştirdikten sonra müzik programını açıp her zaman yaptığı gibi O'nu düşünerek kendine rast gele bir parça açtı. Rastgele açtığı şarkıları kendince kaderin seçtiğini düşünmek istiyordu zira kader denen yazgının kendisine hiç değilse bu kadarını borçlu olması gerektiğini varsayıyordu.

Bu gece, kulağında, kolunda ve en çokta yüreğinde ki morluklarla göz yaşları sızarken gözlerinden bir kez daha play tuşuna bastı..

"Lanet olsun!!!! Kader, yetmedi mi bu gece ki sızım da bu şarkıyı seçtin!"




s.ç.s.s.i.a.d...

Nursalkımın..

20 Kasım 2014 Perşembe

Yorgun LâL..


Şimdi ellerim bile yorgun yazmaktan..

Dilim lâl olmuş susmaktan..

Ve gözlerim kör..


Gerçekler ağır geliyor bedenimin derinliklerinde bir yerde,

Saklanan hayallerimle ruhumun penceresinde,

Uçurtma olup uçmak isteyen bir kuş var..


Ve şimdi gün akşama vurmuş da güneş ayı kıskanıyor!

Etrafta bir garip matem kokusu aylakça dolanıyor..

Şöyle bir maziye dalıp gidiyorum da,

Bırakın beni ne olur!

Bırakın..
Ben hep çocuk kalmak istiyorum!


Hayat hazan, hayat tatsız, hayat tuzsuz..

Ve biraz da bayatlamış yine aynı acılar..

Bir gönül var avuçlarımda biraz kırık dökük..

Ve içinde susuz kalmış bir sevgi, bölük pörçük..!


Ahh sevgili......

Sen bilmezsin..
Yoruldum da lâl'e düştü suskunluklarım,

Yoruldum..
Çıkmaza vardı tüm yollarım..


Bir bilsen şimdi,

Karanlık ellerimden tutup beni kendine çekiyor,

Gel !

Gel, ebedi ışık bende diyor....!

Sanki göz kapaklarıma muzip bir el dokunuyor,

Usul usul ağlıyorum..

 Ve hissediyorum şimdi ÖLMEK bana tatlı geliyor..

s.ç.s.ö.i.a.a.b.......

Nursalkımın..

18 Kasım 2014 Salı

...


Hangi bakışın hangi tükenişin esiriyim ki?
Neden hep böyle sessiz ve yarım kalıyorum..
Neden bitmiyor kışlar?
Neden sökmüyor şafak da alacakaranlık her yer..
Neden hep çaresizim..
Neden tak ettiği yerde kesip atamıyorum..
Neden bu kadar zor......
Neden her gün biraz daha tükeniyorum.....

Araftayım...
DAYANAMIYORUM....

Aşkı yüreğimden terk ediyorum.....
Kendimi de bitiriyorum bu gün.....

s.ç.s.y.s.b.b........

Nursalkımın..

17 Kasım 2014 Pazartesi

Bu Bir İlan-ı Mağlubiyettir..


Kalk git artık umutlarımdan, ömrümden vakit çalıp duruyor hayalin!
Kısaldıkça kısaldım zaten, vaktimi tamamıyla meşgul ediyorsun !
Sus, alaylarının tiz sesi yüreğimi tırmalıyor!
Kulaklarıma yeterince asıldı sesin, fazlası ağır gelecek!
Silemiyorum, dudaklarından sızmış notalarının izini duyularımdan!
Sayende başka suretler işgal edemiyor topraklarımı...
Osmanlının Viyana'yı kuşatması gibi, yeni yeni "çeriler" aşındırıyor kapılarımı,
Fakat kilidin öylesine güçlü iliştirilmiş ki çehreme, senden gayrısını beynime aksetmiyor bakışlarım!
Bende ki varlığın, anlaşılan gözü pek ve kararlı, ne kadar top düşerse düşsün şakaklarıma,
Farkındayım! Bendin yıkılmayacak, hep kalacak gamdan inşa ettirdiğin surlarımda...

Duvarlarıma asıldı suretinin fotoğrafları, tarihçem hep senden bahsedecek...
Dönüm noktasıydı, orada başladı ihtişamı ve yokluğunda son buldu diyecek..
Beni öğrenmeye gelenleri, seyyahları, gezginleri, bana sığınan her yeni ferdi talihsizliğim hüzünlendirecek..
Bana rehber olanların dili kilitlenecek, nefesleri boğazlarında düğümlenecek..
Tercüme edemeyecekler arkeolojimden kalan kalp kırıklarımı!

Öyle işledin ki şehrimin sokaklarına, zerrelerime mihenk taşı oldun..
Öyle ince çizdin ki sınırlarımın çizgilerini, gözyaşlarımı dizginleyemiyorum bentlerle bile..
Sürekli taşkınlar yaşıyor sefil ve fakir tebessümlerim,
Hep sular altında, oksijensiz kalıyor umutlarım!
Bezden gemilerim, nemine dayanamıyor bakışlarımın!
Bir bir batıyor yıldızlar göz kapaklarımın ardında!!
Dilenci gibi arşınlıyor bir bir cami avlularını yarınlarım,
Ellerimi açtım mutluluk dileniyorum avuçlarından,
Yüreğimi açtım "El-aman" dileniyorum o hırçın kara bakışlarından..
Ne olur git, çekil artık benden, zehirle bezeli hançerini sök al kalbimden!

Gel! bitirdin beni, yitirdim kendimi, uğruna verdiğim savaşları kaybettim!
Lütfen, lütfen artık gel de barış imzalayalım!
Beyaz bayrak kaldırdı yenilmişliklerim, mağlubiyetin hükmüne tabiyim..
Tamam kabulüm, gel kurul baş köşeme, ömür boyu sömürgene razıyım!
Toplatıyorum sensizliklerimi tek tek, yemin olsun tarihler boyu sürgüne kabilim!

Şöyle yazacak kitaplar dudaklarının tesirine maruz kalan beni;
"Esareti öylesine derinden yaşadı ki, eriyip giderken düşmanının ateşten dokunuşlarında buzdan varlığı,
Yerle yeksan oldu mazisi ve müzarisi, meçhule doğru savruldu ümitleri, hayalleri, hevesleri..
Efsanelere kurban edildi en masum düşleri ve içten gülüşleri..
Kendinden kalanı; paçavralar asılmış, bir zamanlar medet umulmuş kimsesiz bir dilek ağacı,
Öylesine bitap düşürdü ki bu savaş onu,
Dalları çiçek açamıyor, son kalan bir iki nefesi de soldu sarardı!
Baharları bir bir hazan döküyor, sonsuzluğu tüketti!
Öylesine sömürüldü ki beden ve ruh kaynakları,
Geriye kalanı boş bir sahra çölü, bazen seraplara duruyor, bazen kimsesizliğe çöl fırtınası esiyor..
Bağrına ve ilklerine işleyen güneşle çatlıyor, kahroluyor, kavruluyor..!
Durduramıyor sarsıntılarını dünyasının, tutunamıyor hayata, bir bilinmeze savruluyor!"

Ve bir gün iki aşık gelip sarıldıklarında beni ilk öpeceğini hayal ettiğim o ağacın altında,
Tutacağım kaderimden sızan acıyı, tarihim onlarda tekerrür etmeyecek bir daha!
Yıkacağım alnıma yazılan yazgıları onların aşkında, tüm kavuşulmayanların acısını ben içime çekeceğim..

Korkma, sana sirayet etmeyecek benden hiç bir kalıntı!
Senden sonra içime açtığın boşluk yutacak her şeyi ve ben üstüme alındığım hiç bir ayrılıktan keder çekmeyeceğim!

s.ç.s.i.v.y.l.m.o...............!

Nursalkımın..

16 Kasım 2014 Pazar

Bu da Geçer..

Ben ne kadar aciz ve günahkar olsam da ..
Öyle büyük ve merhametli bir yaratıcının kuluyum ki..
Benim dünyalar dolusu günahım da olsa,
Bilirim ki onun dünyalara sığmayacak kadar sonsuz af kapısı var..
Rabbim ben her türlü kirli günahımdan pişmanım..
Rabbim ben çok basit ve aciz bir kulum..
Defalarca hatalar işledim..
Bilerek, bilmeyerek işlediğim her günahtan pişmanım..
Ruhumda ki karanlıktan, nefsimden, şeytandan ve tüm şeytanlaşmışlardan sana sığınırım..
Affet Allah'ım bu aciz kulun tüm varlığı ile sana sığındı, sen büyüksün...

Sevdim.çok.a.s.d.d.s.d.e.a.........!


Geçer elbet tüm her şeyin ötesinde bir Allah var!!!




Nursalkımın..

14 Kasım 2014 Cuma

Bazen Zaman Susar..



Bazen zaman susar dudaklarımda,
Ben sessizlikle dans ederim,
Bazen hüzün dolanırken damarlarımda,
Ben aşka ölürüm..

Dün gece yüreğimin kıyısına usulca bir mezar açıp,
Aşkını gömdüm..
Diri diri, acıya acıya..
Üstüne siyah bir gül dikip,
Fatiha yerine usulca sövdüm..

Bende açılan kara boşluklar içten dışa,
Belki de dıştan içe yavaş yavaş tüketirken beni,
Dün gece yine yüreğime, yeniden gömdüm seni...
Yılları çekip üstüme, uzandım usulca mezarının yanına..
Dün gece ben bıraktığım yerde buldum sevgini..
Usulca sokuldun tenime her zaman ki gibi..

Git, dedim yalvarırcasına!
Git bu imkansızlıklarla tüketme beni..
Hayali saçlarını parmaklarımın arasında dolaştırırken,
Ne olur beni bana bırak ve git diye yalvardım..
Biliyordum ya imkansızlıkları..
Ağlamadım..
Öğrenmiştim! sorun değil..

Ben, ben yoruldum onun için..
Artık takatsiz ve hastalıklı bir aşkın karanlığında çürümekteyim..
Bir yanım asla diye haykırırken,
Bu sefer sana asi olup git dedim.
Kal üç harf..
Ben git dedim alfabenin 28 harfiyle..
Bir de yitik hecelerimle..

Gitmedin,
Seninle ilgili değil..
Göndermeye kıyamadım belki de,
Sorun değil, canım yandı biraz..
Hepsi bu..

Bende zamanın ağzını tuttum yaramaz bir çocuk gibi,
Zor oldu ama çocukluğumda yardım etti..
Ve zamanın en duru yerinde,
Bir salise, koşup saniyeye bile varamazken vardım kollarına..
Usulca, sessizliği çaldım ikimize..

Dans ettik aynı rotada, aynı hatıralarda,
Sonra da farklı partnerlerle..
Seninkini göremedim, ama bana her zaman ki gibi hasret eşlik etti..
Zaman sustu ya, şimdi ben de öyle..

s.ç.s.z.s.g.n.d.a....

Nursalkımın..

11 Kasım 2014 Salı

Depresif İsyanlar..



Saçmalamak istiyor hüzünlerim !
Tüm şehirleri yakıp yıkmak, sonra da katili olmaktır niyetim!
Bir karanlık çöktü içime, perdelerim sıkı sıkıya kapanmış sanki...
Ölümü hayal ediyorum derince ve gülümsüyorum imkansızlıklara..
Kara gece çökerken lime lime tenime, parıldayan bir yıldız dokunuyor sürekli sinirime..
Kızıyorum kendime!
Kaçıyorum gözlerimde ki ıslak şeyden.
Ama kaçamıyorum içimi delip geçen hüzünlerden!
Bahaneleri topladım koydum bir çuvala, fırlattım gitti!
Fotoğrafları da yırtıp attım!
Artık ağırlıklarımı taşımak istemiyorum, alın şu yükü omzumdan.
Rahat bırakın isyanlarımı, avuntularınıza ihtiyacı yok acılarımın.
Nasıl olsa hafifletmeyecek hiç bir nasihat kederimi!
Lütfen artık kendinizden örnekler vermeyi bırakın!
Ben nasıl olsa kabullendim üzerime düşeni!

Kandırmayın kendinizi böyle, hangi kavuşmalar efsane olmuş söylesenize..
Ardında hep iz bırakan kavuşulmayan hazin hikayeler değil midir ki?
Ferhat delirmemiş mi dağları oyarken, Mecnun ölmemiş mi Leyla aşkıyla kıvrım kıvrım yanarken?
Söylesenize Aslı öldüğünde kavuşmuş muydu Kerem'iyle?
Buluşabilmiş mi elleri elleriyle...?
Peki ya kavuştum sananlar önce öldürmediler mi tüm bakir yeminleri?
Tüketmediler mi sevgilerini?
Kirletmediler mi bencillikle birbirlerini?
Kanatmadılar mı kabuk bağlayan yaraları?

Bırakın da solsun gülüm, intikam alsın geceler benden.
Evcilik oynamak istiyorum mutluluklara dair acı sonla biten!
Neden öldürmüyor hiç bir hançer ruhumu!
Kesmeyen bıçaklarım var biraz bilemek gereken!
Paylaşılmıyor hiç bir acı, azalmıyor da anlattıkça...
Ve yalan! inanmayın sakın, geçmiyor hiç bir şey zamanla...

Bu gün derin kederler demliyorum vefasızlıkların yanında  akşamın beşine..
Rol model alıyorum tüm ölüleri kendime!
Ve sözlüğümden çıkarıyorum artık gülümseyen bütün sözcükleri....
Kalbimin orta yerinde bir yere bir çivi çaktım, astım yasaktır girmek yazısını.
Tıklatmayın!
Ebediyete kapattım artık ruhumun kapısını!

Koleksiyonlarım da var benim biliyor musunuz?
Kimi zaman hüznü biriktirdim katre kare, kimi zaman hazanı!
Kimi zaman imkansız hayaller yapıştırdım defterime, kimi zaman soğuk bir isyanı...
Karalayın tüm günlüklerimi, söndürün beni yakan ışıklarımı...
Soldurun geçmişimin tüm aşklarını..
Mükemmel olmak istemiyorum ben, belki içi boş bir sakız kutusu...
Çiğnenmişliklerim olsun başkalarının ağızlarında benim de...
Bulaşsın acım ilmek ilmek tüm evrene!
Balığı olmayan bir akvaryum da olabilirim gelecekte...
Böylece hiç kimse zevk almaz beni izleyince!

Mucizelere inanmıyorum artık, sokmayın yalan efsaneleri gözüme gözüme...
Benim karşıma çıkmıyor birden külkedisinin perisi ya da sormuyor dileğin nedir diye Alaaddinin cini..
Dokunmayın benim gamlarıma, yaslarıma ve en çok da isyanlarıma..
Ne olur rahat bırakın hüzünlerimi, solmuş çiçeklerimi, söylenememiş kelimelerimi...

Sadece bir şey istiyorum sizden, yırtın atın olmaz mı kaderdimi...!

Bırakın erisin gönlüm, bırakın tükensin tüm çarelerim..
Bırakın silineyim hayattan, bırakın bitsin burada benim hikayem...
Umurumda değil ne yaşamak ne ölmek bundan sonra!
Hayatıma dair, bedeli ağır hiç bir fermanı imzalatmayacağım!!!!!

Yemin ediyorum, söz verdim kardeşime, ölsem de kederimden bir daha yaşanmışlıklarımı gözümden damlatmayacağım!!!


Çatlasam da acımdan artık bir daha gözlerimi kanatmayacağım!!!!


//Canım yandı da söyleyemedim..
//Bir bilsen avuçlarımda yitirdiklerimi..
//ALLAH'ım çok çaresizim..

s.ç.s.s.t.ö.a.a.y.d.g.s.s..............

Nursalkımın..

10 Kasım 2014 Pazartesi

Canan..



Benim için bir İstanbul..
Kulesi sen, sana yanık kızı ben..
Gel dediğim kızıl akşamlarda,
Ateşten hasreti koynuma aldığımda,
Bekleneni sen, bekleyeni ben..

Güneşe erdiğim nameleri sana anlatmadı mı martılar?
Yalana mı döndü sende yaşanan taze aşklar?
İstanbulun silüetine yakışan kulesi sen,
Sana çarpan hırçın mavi dalgaları ben..

Hadi nazını yüzdür hüzünlü çehremde,
Üsküdarın kulesi sen, asi denizi ben..
Sevda şehrinin kışı sen, sana yanık yazı ben..
İstanbulda sızı sen, sana aşık kızı ben..


Yoksa yaLana mı döndü sende yaşanan aşkLar?
SöyLe İstanbuL neden her daim benim kaLbim yanar?
SöyLe İstanbuL "O" yar buLmaz mı beni gönlüne baktığında?
SöyLe istanbuL ...?

s.ç.s.i.s.a.k.i.b...



Nursalkımın..

6 Kasım 2014 Perşembe

Şimdi //// Karalamaca..


Yıldız alacası şimdi gönlüm..
Ben seni bilmem hangi gecenin,
Bilmem hangi rüyasında,
Bilmem kaç kere gördüm..
Ve bilmem neden sevdim..

Sen masmavi düşlerimin kara bakışlı yari..
Sen karanık gecemin tutulan ay parçası..
Şimdi ben böylesine özlem duyarken sana..
Sen hayatımın çözümsüz en zor bilmecesi..

Şimdi çık gel! Bırak masivasını, ben tutarım ellerinden..
Şimdi çık gel! Bırak maverasını ne olur, ben hazırım..
Şimdi çık gel! Anlatma hiç bir şey sadece bak gözlerime..
Ben senin sustuklarından bile seni anlarım..
Şimdi çık gel, ben hazırım..

Sadece yorgunum biraz ve üşüdüm de..
Yolumu da kaybettim gözlerinin kara dönemeçlerinde..
Olsun, biz bu sonbaharlarda,
Birlikte süzülürüz rüzgârların uçurduğu yapraklarda..
Şimdi çık gel..! Ben hazırım..
Şimdi çık kozandan, yüreğime gel..
Nefesine muhtacım...

s.ç.s.d.g.s.ş.ç.g....


Nursalkımın..

4 Kasım 2014 Salı

Nasıl..?


Bazen kelimeler yolunu şaşırır da dökülemez dilinden..
Susar zaman ve yalnızlığın konuşmaya başlar..
Ne akşam doyurur yüreğini ne yıldızlar aman verir karanlıklarına..
Nutkun tutulur ve gözlerin ince ince kanar..
Dualar edersin, istersin yaradandan yana yakıla..
Çaresizliğin dibine vurur, nefessiz kalırsın..
Çok ihtiyacın olur o an sevdiğin kollara sığınmaya..
Üşürsün en sıcak odalarda bile..
Bazen umutların bir ağacın yaprakları gibi tek tek  dökülür ya..
İmkansızlıklar yaralar ruhunu, yakar canını..
Kahredersin içinde ki fırtınadan hiç haberi olmayacak sevgiliye..
Kahredersin kurulmadan yıkılan hayallerine..
Kaderine, geçmişine, geleceğine..

Nasıl diner bu acı?
Nasıl kurtulurum içimde ki bu uçurumdan?
Nasıl bir daha bulurum yolumu bu kaybolmuşluktan..?
Nasıl çıkarım bu işin içinden?
Nasıl üstesinden gelirim..?

ALLAH'ım çok çaresizim..
s.ç.ş.ç.g.s.b..

Çok mu imkansız?
Şimdi çıkıp gelsen..

//04.11.2014 Kütahya'dan


Nursalkımın..

3 Kasım 2014 Pazartesi

Yar...


Ellerimi ellerinde tut yar!
Çok kırgınım..

Yüreğimi yüreğinde uyut yar!
Çok yorgunum..

Busemi dudaklarında büyüt yar!
Çok durgunum..

Sevdamı kalbinde avut yar!
Çok vurgunum..

Gözlerimi gözlerinde unut yar!
Çok hasretim..

s.ç.s.h.k.n.z.a...
canım çok yandı....


Nursalkımın..

2 Kasım 2014 Pazar

masalımsı..


Eyvah!
Aşk battı parmaklarıma, kanıyor..
Yüreğimi keder tutsak etti, sızlıyor..
Ah bu koyu gece, yapıştı gözlerime sanki!
Aymıyor!!!
Gün ağarmıyor..


Güneş rengini solgunluğa teslim etmiş..
Yeşili de solmuş pembesi de baharın!
Bu ne dermansızlık, dünya ağır bir romanın yapraklarından savruluyor..
Yavaş, yavaş..
Sessiz ve anlamsız!


Ey sevgili, kaybolduğum karanlıklardan yeninden bul beni!
Sevda ile var et yine gülüşlerimi!
Bir aşkı bırakıver usulca gönlümün surlarından içeri!
Bahar olsun tenimde,
Aşk koksun yüreğimde,
Çiçekler açsın gözlerimde!


Hasretim ben ölesiye sevilmeye..
Yüreğim masum bir çocuğun yanağının okşanması gibi avutulmaya hasret!
Ruhum hafif hafif kuytulanan terennümler gibi kaçak esintilere muhtaç..
Yoksa, yoksa yitiyorum bu salaş dünyanın fütursuz boşluğunda!
Sönüyor içimde ki ışık, insansı bir robota dönüşüyorum bende!


Zira, bir masala ihtiyacım var!
İçinde kaçamak bakışlar, tatlı bir heyecan ile kızarmış yanaklar olan!
Bir sevdaya tutunmalı ellerim, beni içine çeken karanlığa direnebilmek için!
İçimde ki ateş kül olmak üzere..
Küçük bir sevinçle üflemeye ihtiyacım var,
Yeniden mutluluk ile yanıp tutuşmak için..


Yok oluyorum..
Yavaş yavaş yitiyorum..
Ne olur tut ellerimden beyaz atlı prens..
Yoksa sonu gelmeyen bir masalın tutkusuz kahramanımsısı olmak üzereyim..
Yansımalardan bile silinip, yok olmamak için..
İçimde ki küçük kızın yaşamaya devam edebilmesi için..
Ne olur rüyalarımın sebebi, hayallerimin kahramanı..
Yeniden bir masalı birlikte yazalım..

Ey gece gözlüm, gel de sev beni!
Sevda ile var et yine gülüşlerimi!
Bir aşkı bırakıver usulca gönlümün surlarından içeri!
Bahar olsun tenimde,
Aşk koksun yüreğimde,
Çiçekler açsın gözlerimde!
Ve ben sana ait olayım..

s.ç.d.y.s.s.d.g.i...


Nursalkımın..

1 Kasım 2014 Cumartesi

Sana Yandım..



Gel sevdiceğim,

Gönlümde hala hüzün yankılanırken gel!
Gel, gel ki bahar solsun gözlerimde,
Gel, de gir yüreğime ecel de olsa sözlerinde,
Varsın ölüm beni senin sıcaklığında koynuna alsın, gel!
Yeter ki son bulsun bu sana susamışlık,
Son bulsun bu hazan mevsiminde hasret kalmışlık!

Gel, ey adı bende saklı kalan!
Dünüm ilmek ilmek karışırken bu günüme,
Gel, ıstırabın  fermanı acı acı işliyorken gönlüme,
Gel, olsun varsın ruhumda ramak kalsa da ölüme,
Yeter ki sen bulsun yüreğimde ki bu kara delik!
Son bulsun canımdan avaz avaz haykıran delilik!

Gel ey kara gözlüm;
Vicdanım hala yorgun ve sessiz!
Gel,  benliğime ışıyan umudum ol!
Gel, açlığına ifşa ruhum hala bakire ve kimsesiz..!

s.ç.s.s.d.g.h.i...
Nasıl anlatabilirim ki sana..
Nasıl...


Nursalkımın..

30 Ekim 2014 Perşembe

Şirazesi Şaşmış Melankoli.. (vol:2)

NOT:Bu yazı ve bu başlıkta yayımlanacak olan bütün yazılar argo/küfür ve melankoli içerecektir. Ona göre okuyunuz lütfen!



Sustu bu gece, karardı yine ay..!
Kaldı geriye cevapsız sorular..!
"Uyandığında onu ilk kim görecek?"
"Bıraktığım düşü kim büyütecek..?"


-"Hangi flu kahrolası sabaha gözlerini açmayacaktı? "

Manga'nın kendine has olan ve onun hüzünlerini deli gibi şehvete getirip, gözyaşlarıyla çılgınlar gibi seviştiren şarkısını dinlerken aklına bu soru geldi.. Yine soğuk bir şehrin, ağlayan gökyüzünün altında, tıklım tıkış aptal otobüsünde, şoförle olan taze kavgasının ardından düşündüğü tüm sorular yine boğazına takılmıştı.

Yine saçmalayabildiği kadar küfrün dibine vurmuştu içinden! Herkes, her şey nasibini aldı bu gün ki "edebiyatın içine ettiği" sessiz küfürlerinden!
Sanki çokta umurundaydı şuan "dil bilgisi.."! Hayat bilgisinden çakalı, kendi hayatının içine s*çalı yıllar olmuştu nede olsa, geriye kalan hangi bilgi teselli eder veya düzeltebilirdi ki yanlış seçimlerini?
kaldı ki dil bilgisine aldıracaktı..

Nihayet şerefsizin birinin aleni tacizine "artık bu kadarına da oha" deyip dayanamayan yaşlı bir amca yer verdi.. Amcaya minnet dolu ama yine de boş bakan gözlerle başını eğip, içinden teşekkür ettikten sonra daldı gitti oturduğu koltukta..

Aynı otobüste, aynı "bir yere ulaşma" gayesi ve telaşı içinde olan bir birinden farklı onlarca insan vardı.. O an hepsinin aklından geçenleri merak etti. Kimi elindeki akıllı telefona bakıyor, kimi kulağında kulaklık dışarıyı izliyor, kimi oturduğu koltukta yanındakinin dibine düşerek uyuyordu. Kimi de kendisine baktığını fark ettikleri bu aptala bakıyordu. Bu kısa bakışmaların ardından bazısı onun dik ve kesintisiz bakışlarından rahatsız olup yönünü çeviriyor bazısı ise aynı şekilde karşılık veriyordu. Bakışlarıyla buluştuğu ve hiç tanımadığı bu insanların onlara dik dik bakan bu salaş ve kendinden geçmiş kız hakkında ne düşündüklerini çok merak ediyordu..

Hay bu telefonun içine edeyim!
Bankalardan ve dolandırıcılardan gına gelmişti artık. Telefonun çalmasını umduğu tek bir salak vardı! O da bu güne kadar hiç aramamıştı, aramazdı da zaten! "O" salak bilmiyordu ki burada ki salağın her gün ALLAH'tan onu dilediğini!

Bu gün yine bot ve mont günüydü! Hatta uyuyabildiği yarım yamalak dakikalarda rüyasında dehşet saçma gizemli şeyler bile görmüştü bu gece. Tüm bunlar yeter miydi dilemekten tükendiği mucizelerine.. 

-"Bi S*iktir git yaa!"
Aklının bir bölümüne hükmeden ve masum, umutlu, yılların gerisinde bıraktığı o saf kızı oynayan yanına küfrü basmıştı yine..
Aylardır ummaktan bıkmayan ama kendisini milim milim tüketen iç sesini bastırmaya çalışıyordu. Bu çatışmalar ne zaman son bulacaktı? Asi ve isyankar yanı ile boynu bükük, masumiyete susamış ahlaklı düşünceleri ne zaman barış imzalayacaktı?

-Umutmuş! Peh... Hepsinin köküne kibrit suyu...!
-Kızım yeter, manyak mısın? 
-Uyan artık lan bi aç şu kahrolası gözlerini, yeter yaa yeter!
-Hayat s*çtı işte ağzına kabullen artık!
-Kes şu aptal umutları, bi kendine gel, bi dön şu mal dünyaya sende!

Sinirlerini aldırmış tarafı, ruh hastası haline bürünüp gözlerini devirdi.. Kendiyle cebelleşirken bir yandan da yanında ki öküzün bitmek bilmeyen, laubalilikten vıcık vıcık olmuş telefon muhabbetiyle cebelleşiyordu.
Adam iki saattir vır vır ahlak kurallarından bahsederken olabildiği kadar ahlaksızlaşıyordu telefonda ki cırt sesli karıya!

-Ahlaksızlık içinde kaynatılan ahlak kuralları!!

Neyin kuralıydı bu? Uyduğu tüm kurallar bunaltıyordu onu.. Artık içinden sıyrılıp yılmışlığın, bastırılmışlığın, tüm kuralları eze eze çiğnemek istiyordu. Ahlak kuralları, etik kuralları, yazım kuralları, aile kuralları.. Ne kadar kural varsa bir çuvala doldurup, bok kuyusuna atası vardı!

Özünde çok yorulmuştu..
Bot ve mont günüydü bu gün,
Yine gerçekleşmeyecekti mucizesi, 
Yüreği yine sessiz kalacaktı..
Umduğu salak onu yine aramayacaktı bu gün..
Ve gün yine akşama dönerken, gözlerinden dudaklarına yol alan ince, tuzlu çizgiler yine fazla mesai yapacaktı bu gece..
Ayazın soğuğu değil de etrafında ki tüm boş kalabalığın içinde boğulduğu bu yalnızlığın soğuğu işleyecekti iliklerine yine..

-yine, yine, yine..!



(Devam edecek)


Ne yapayım sen söyle?
Ne yüreğime, ne şeytani isteklerime söz geçiremiyorum!

s.ç.s.d.g.s.i....


Nursalkımın..

28 Ekim 2014 Salı

Şirazesi Şaşmış Melankoli.. (vol:1)

NOT:Bu yazı ve bu başlıkta yayımlanacak olan bütün yazılar argo/küfür ve melankoli içerecektir. Ona göre okuyunuz lütfen!




Kalktı, yine iş vardı bu sabah..
Kafa beton gibiydi ya da davul.. Her neyse işte anla durumu b*k gibiydi.
Aynada yüzüne baktı gözünün altında biraz ağlamaktan biraz uykusuzluktan çizgiler oluşmuştu..
Gözlerinde ki rimeli silmeden yattığı için çizgilerin bir kısmı daha da belirginleşip kara kara olmuştu..
Kendisine öyle sinirlendi ki musluktan akan suyu yüzünden önce aynada ki görüntüsüne çarptı..
Ne bulduysa dolaptan geçiriverdi üstüne, tek umursadığı şey olan ve onu dünyadan, diğer insanların boş muhabbetlerinden soyutlayan kulaklıklarını kulağına taktı.

Hava soğuktu ya botlarını ve kabanını giymeyi yeğledi bu gün..

Nihayet o çok beklediği bot ve mont günü gelmişti, içinden falcıya bir selam gönderdi..

Buruk bir tebessüm belirdi dudaklarında, sadece kendisinin ve falcının bildiği o s*kinden atma kehanet geldi aklına..
Hayatında hiç mucize denen şey görmemişti ki, mont ve botla mı olacaktı sanki bu iş..
Ne zamandır içten kahkaha atmadığını düşündü..
Ne zamandır beklediğini bir damla huzuru..
Ne kadar çok susadığını kalbini parça pinçik eden salağa!

Ciğerlerine kadar üşümüştü yine, kansızlığı insanların kansızlığına oranla had safhalardaydı.. Son zamanlarda doğru düzgün yemediği için gittikçe halsizleşiyordu.
Vitaminlerimi kaybettiğim hızda şu kiloları da bir kaybetsem diye düşündü. Ama güzel şeyler öyle kendiliğinden olmuyordu diğer her güzel şey gibi..
Önce ince bir elekten geçirip seni hayat sonra da ağzına s*çmalıydı bir güzel, yoksa içi rahat etmiyordu..

Şansızlık doğduğundan beri g*tünün dibindeydi ya zaten otobüsün kalabalıklığına ve trafiğe alışkındı, pek aldırmamıştı. Ama yan tarafında pis pis suratına bakan ve her frende üzerine abanan mal bu gün yeterince canını sıktığından bir sonraki frende kafasına koyduğu üzere topuklu botuyla ayağını bir güzel ezdi. Sonra da içinden sevinç naraları eşliğinde;

"o öyle koyulmaz böyle koyulur" dedi.

Eh be tamda sırasıydı.. Telefonun ekranında rastgele çalmasını istediği şarkının ön izlemesi gererken ister istemez tekrarladı..

-"Topraktan ötesi yok"..




Değiştirmek istedi önce parmakları varmadı ileri tuşuna. Bu nasıl bir çelişkiydi yapmak istediğini düşünüp yapmıyordu bir türlü! Kahretsin vanası bozuk muslukları yine açılacaktı. Bu lanet halinden tiksiniyordu artık...

Olanları ve hayatını düşündü.


(DEVAM EDECEK)

"Bu sabah kahrettim yine sana..
 Ve bil ki bol bol küfrettim!
 Küfür olsun diye öyle saçmaladım ki,
 Duyarsan bir gün sende gülecekesin ben gibi!
 Ve yine suskunluğuna ağladım içten içe..
 Ve seni istedi canım deli gibi.."


s.ç.s.s.a.ç.y.........


Nursalkımın..

24 Ekim 2014 Cuma

Allah'ım yardim et....

Çok mu imkansız Allah'ım?
Bu tatlı düş çok mu anlamsız?
Çok mu zor yüreğimde bahara dönüş?
Diliyorum mevlam, Senden canı gönülden diliyorum..
Sen ol dersin olur!
Sen kulum gül dersin yüzüm güler..
Sana muhtacım rabbim,
Senden gelecek iyiliklere mucizelere muhtacım!
Sana sığındım her Şeyimle...
Sen yardım et...

Nursalkımın..

23 Ekim 2014 Perşembe

"GEL"..




Ben..
Şu üç harfe sığdırıp da diyemedim belki..
Ama,
"GEL" demek istedim sana alfabenin geriye kalan 25 harfiyle..
Her kurduğum cümlenin sonunda noktalarla ekledim sustuklarımı aslında..
Her kelime yalvarıyordu duymadın mı sesimi?

Ben..
Ne çok istedim bilemezsin acılarımda sana koşmayı..
Gözyaşlarımı sadece avuçlarına bırakmayı..
Yüreğine sığınıp, senin sessizliğinle demlenmeyi..

Ben..
Ne çok istedim bilemezsin aldığın her nefesi doldurmayı..
İçtiğin suyun tadına karışıp sadece senin olmayı..
Girdiğin rüyalarımı seninle gerçek yapmayı...

Ben..
Ne çok istedim bilemezsin dualarda rabbimden seni..
Hakkım değildin belki ama helalin olmayı..
Bakışlarında gördüğüm gülüşlere tutunmayı ..

Ne çok istedim bilemezsin..
Ne çok sevdim..
Ne çok sustum..
Ne çok ağladım..
Ne çok ağlıyorum..

Ne çok..
Bilemezsin..

s.s.n.ç.s.b..

 

Nursalkımın..

22 Ekim 2014 Çarşamba

...


Peki, isteğin üzerine bu yazıyı kaldırıyorum ve yorumlarını da siliyorum..

Hayırla kal..

                                                                   Züleyha...

Nursalkımın..

Ruh Halim Garip, Kendimden Korkuyorum!


Deliriyorum galiba arkadaşlar..
Zira sebepsiz yere hemde umutlarım dibe vurmuşken kıpır kıpır hissediyorum..
Sanki böyle çok güzel bir şey olmuş sanki dileklerim kabul olmuşta elime verilmiş :D
Sanırım gerçekten deliriyorum..
Yani hani gerçekten çok kötü ve umutsuz bir halde olmam lazım ama..
Aması artık bünyenin ibresi şaşırdı sanırım..
Gerçekten çok Şaşkınım..
Benim bu halime bir açıklama getirebilecek olan var mı???


Nursalkımın..

21 Ekim 2014 Salı

Ölüşlerden...

Bak biraz önce daha iki hafta önce önümde canlı kanlı duran adamın kendini astığını öğrendim..
Öyle ki daha dün hakkında vay akıllı diye düşündüğüm adamın cesedinin on yedi gün boyunca bir ormanda, yaprakları dökülen bir ağacın tepesinde asılı kaldığını öğrendim..
Ben ne düşündüm o ne yaşamıştı oysa..
Onu daha hiç tanımadan ne hükümler vermiştim hakkında..
Nasıl ezildi kim bilir...?
Üşüdü mü cesedi, çürürken hangi bakışlar şahit oldu..
Üstelik ben onun en son konuştuğu, dinlediği insanlardan biriydim...
Hatta öyle ki onun için çok kıymetli olduğunu bilmediğim son saatlerinden uzunca çaldım..
Saçma sapan dünya maddesi hakkında anlattım, eğitimler verdim..
Bilemedim..

Şimdi öyle boş geliyor ki hayat bana...

Sevgili kendim;

Üzgünüm..
Özür diliyorum senden, sana yaptığım bu eziyet için gerçekten üzgünüm..
Elimde olmadı hiç bir zaman inan..
Hep istediğim küçük mutluluklardı..
Olmadı..
Payıma düşen nedense hep hazan oldu..
Hep hüzün açtı çiçeklerim..
Hep yaprak döktü umutlarım, hep başka baharlara ertelendim..
Şimdi acıyorsun, kanıyorsun benim yüzümden, özür dilerim..
Çok diledim gerçekten..
Senin için yani kendim için...
Mucizeler, umutlar, tebessümler..
Hepsinden avuç avuç diledim..
Hep pamuk ipliğine bağladım seni,
Ben insanlara çok güvendim..
Korkak olduklarını, yalancı olduklarını aslında hep öğretildim,
Defalarca aldatıldım ama yine de inanmak istedim..
Bu kadar adi olduklarına inanmak istemedim..
Yaşayabilmek için umutlara, inanmaya ihtiyacım vardı!
Şimdi ise tükettim seni,
Şimdi işte tükendiğim yerdeyim..

Özür dilerim kendim..
Seni bu kadar acıttığım ve yokluklarda böylesine kanattığım için özür dilerim..

s.ç.b.s.r.e........!

21.10.2014
Nerden diyeyim?
Kayboluşlardan mı?
Çöküşlerden mi?


En iyisini buldum bak!
ÖLÜŞLERDEN.....


Nursalkımın..

Canım Çok Yanıyor..

Sustun, sustum..

Oysa susmaktı canımı en çok yakan..

Bilmedin, nereden bilecektin ki..

Nereden bilecektin ki senin basit sandığın kelimelerin minik baharlar açtırıyordu benim yüreğimde..

Nereden bilecektin ki umut diye tutunduğum dalın sen olduğunu..

Nereden bilecektin ki?



Bu şarkı da çok yaktı bu gün canımı..






Nursalkımın..

20 Ekim 2014 Pazartesi

Yırtık Perde..



Bazen kendimizi dinleriz..
O an içimizin renkleri canlanır gözlerimizde ve belki de sadece soğuk, nemli bir yalnızlık buluruz..
Koca bir kara boşluk, belki de hayallerimiz ruhumuzdan koparak gelir önümüze ve içinde koca bir yaşanamamışlıktır tüm gerçek...
Sessizliği dinleriz uzun bir müddetçe, çoğu zaman kimsesizliği..
Bayatlamış hüzünler yine meze olur sofralarımıza,
Acının rayihası öylesine sarhoş eder ki nahoş bünyemizi,
Sözlerimiz şaşırır yolunu korkak bakışlarımız eşliğinde..
Bazen gözlerimize doğru yol alır batmalar, bazen yanaklarımızın üzerinde ıslak ince bir çizgi olur hayat..
Can parçalanır boşluklarda ve biz çoğu zaman ayrılığı içeriz süslü bardaklarla..
Bize biçilen, payımıza düşen hangi çaresizlikse sessizce kabulleniriz..
Ellerimize alelade tutuşturulmuş yoksunluk içeren bütün hisleri sessizce alıp gideriz..
Kimi zaman heybemize biriktirdiğimiz bu hisler yorar bacaklarımızı, acıtır yüreğimizi..

Toprak gibi olmak isteriz bazen, kabullenilmiş çürük cesetlerin sessizliği gibi sessizce kabullenmeyi kabullenmek..
Can tak ettiği noktada kopmak için tenden çırpınsa da, payımıza düşeni çekmek hüküm olarak giydirildiğinden kaderimize kıvranırız..

"Ölecek kadar nefessiz kalır ama yaşayacak kadar da nefes alırız.." ne yazık ki..

Sayarız, acıları oynattığımız yırtık perdeli hayat tiyatrosunda yıkılışlarımızı!

Bir, iki ve üç...

Bir, iki, üç..

Bir...
İki...

s.ç.s.n.a.b..d.l.a...



Nursalkımın..

Boşça Kaldım..





-Canım yanıyor..

+Nasıl yani?

-Hava da ölüm kokusu var.. Hissediyor musun?

+Neyin var kuzum, iyi misin sen?

-İyilik ve kötülük nasıl duygular ki.. Bir tek acını biliyorum gayrısını unuttum!

+Bir doktora görün istersen, belki hastasındır?

-Evet hastayım, sıtma gibi tutuldum sana, iliklerime yapıştın mikrop gibi, aşkımı emiyorsun..

+Eczaneye bir sorsak, belki sana iyi gelecek bir şeyler verirler..

-Kaç saatte bir almalıyım seni, ilacım olur musun?

+İnan gitmeliyim, zamanım yok..

-G/B itmese N/M olmaz mı?

+Bu kadar takılma bana!

-Sana mı? Ben kirpiklerine düğümlendim !

+Abartıyorsun sanırım..

-Evet yüreğim aşkını çok fazla abarttı, şimdi sensizliği reddediyor..!

+İyi değilsin sen, bir elini yüzünü yıka istersen?

-Olurdu.... İyi de gözlerimde yaş kalmadı ki?

+Ateşin mi var senin?

-Vücudumda yangın var, tutuşturan senin ateşindi!

+Bak, gerçekten gitmeliyim!

-Dur, oysa ne çok sevmiştim seni, nefes gibi..

+Belki de sadece bir hevestir..

-Ellerimden alınan şeker gibisin.. Çocuk yüreğim kırıldı..

+Evet, işte kasdettiğim bu çocukça yani.. Gelir geçer..

-Evet geldin ve yüreğimden öyle bir geçtin ki... Şimdi senin endamın izinde kocaman bir yıkık oluştu yürek duvarlarımda..

+Bence sen şimdi uyu, yarın herşey daha güzel olacak..

-İyi de ben en son sana uyumuştum, senden uyanamıyorum ki bir türlü? İnsan uyurken bir daha nasıl uyur?

+Aklım karıştı..

-Evet aklım aklına aktı, tadın ruhuma, varlığın benliğime karıştı!

+Bilmece gibi konuşuyorsun?

-Bilmece! Olur ama sorunsalım sensin..

+İpucu ver..

-Aynaya bak ve tut. İpimin ucu sensin!

+Off gerçekten aklım karıştı, neysin sen!

-Ben mi, Sen'im.. Seni gördüğümden beri senden ibaretim!

+Gerçekten ne dediğini anlamıyorum!

-Dediklerim senin dudaklarından dökülenlerden başka bir şey değil ki?

+Sıktın ama..

-Evet yüreğim aşkına bir beden küçük geldi, kalbim sıkıştı atamıyor! Aslında iplerimi çözsen yaşama şansım olurdu.. Beni çözer misin?

+Ne biçim soru bu, çözeltiye mi benziyorum?

-Evet saçmalıyorum, kimyamız heterojen, bana ancak işlersin sen!

+.....

-Ahh,  sesin çok güzel..

+Konuşmadım ki..

-Hiç susmuyor ki, beynim pikap misali sesinden bir plak döndürüp duruyor !

+Sen gerçekten iyi değilsin..

-Tamam git!!!!

+Ne oldu şimdi, neden kızdın?

-Varlığın iyi gelmiyor, fenalardayım!

+Yokluğum iyi mi gelecek?

-Evet, nefesimi kesecek?

+Nefesinin kesilmesi iyi bir şey mi??? Yaşayamazsın ki?

-Yaşamıyorum ki? Görmüyor musun, bundan sonra ancak sana bağlı yaşayabilirim, aşk yetmezliğim var.. 
Nefesimi diyalize etmen gerekiyor! Yoksa kalbim atmayı reddediyor!

+Sana yardımcı olmak isterdim, ama elimden üzülmekten başka bir şey gelmiyor..

-Aslında sadece sen gelseydin yeterdi..

+Yapabileceğim bir şeyler var mı? 

-Artık çok geç, malesef! Habis varlığın tüm vücuda yayılmış.. Bundan sonra kalan günlerimi mutlu yaşamaktan başka yapılacak bir şey yok dedi doktor.

+Çok üzüldüm..

-Üzülme, vasiyet ettim beni sana gömecekler!

+Senin için üzgünüm.

-Ben değilim, arada bir kalbime/kabrime uğrasan yeter..

+Senin için dua edeceğim..

-Olur...

+..

-Beni nasıl bilirdin..?

-Nasıl yani, seni iyi biliyorum. -din ne demek!

-Klişelerden biri işte, itiraz etme, töreni tamamlamamız lazım.

+Anlamıyorum seni canım!

-Ah can'ın mıyım gerçekten yoksa senin için can'sız mıyım? 

+Gerçekten iyi değilsin sen!

-Boş ver şimdi iyiliğimi, hakkını helal ediyor musun?

+Sende hakkım mı var?

-Daha nelerin var bir bilsen, neyse ediyor musun..

+Öyle istiyorsan, ediyorum..

-Teşekkürler, şimdi bir gül bırakabilirsin ruhuma.. Sonra gidebilirsin. 

+Gül mü?

-Tamam tamam sen buse bıraksan da yeter..

+Ruhunu nasıl öpeceğim?

-Ben her gece öpüyorum..

+Yine saçmalıyorsun, ben gidiyorum..!

-Peki, güle güle gel..

+Geliyorum demedim! Gidiyorum, Hoşca kal..

-Sensiz boşça kalacağım zaten..

+Gittim..

-Gelmemiştin ki zaten..!





Nursalkımın..

19 Ekim 2014 Pazar

ötem..



Sen bir şehrin gökte asılı incisi,
Ben bir yetimliğin en aciz dilencisi..
Hangi dilencinin boynunda olur ki incisi..
Sen bende öyle,
Ben çaresiz böyle...

Bu bir garibin imkansız düşleri..
Sahipsiz bir aşkın, çözümsüz bilmecesi..
Sen, kırıntıları bile dudaklarımda tebessüme yer açan deliliğim..

Sen, bu dünyada benden hiç haberi olmayacak gözü kara sevdiğim..
Sen, rüyalarda tutunabildiğim koca aşk..!
Bulur musun bir gün beni?
Dokunur muyum parmaklarına..
Erişir mi dudaklarım dudaklarına..
Yıldızlara bakar mıyım gözlerinden..

İmkansızdan bile daha öte..
İmkansızdan bile daha keskin..
Sen gönlüme malum sevdiğim..
...

Nursalkımın..

17 Ekim 2014 Cuma

"SENSİN"..!




Bana sorduğun tüm soruların cevabı,
Sahipsiz şiirlerimin kara gözlü sahibi,
Kimsesiz kalbimin sığındığı kimsesi,
Rüyalarıma yansıyan mutluluğun gül sesi,
Yalnızlığımın tebessüme varan gizli neşesi,
Anla artık! 
Gururumdan söyleyemesem de yalnızca "SENSİN"..





Nursalkımın..

16 Ekim 2014 Perşembe

Bilmelisin...


Gel...
Gel beni ateşiyle yakan..
Gel gözleri gözlerimden çalan..
Gel adı dilimde saklı kalan..
Gel sözleri yüreğimde yankılanan..
Gel de buluştur acılarımı huzurunla..
Gel de bitsin bu yalnızlığa isyan..
Gel de tükensin tüm huzursuzluklar gönül kervanımdan..
Gel de kabule ersin imkansız tüm dualar..

Gel..
Gel de artık hürriyetine kavuşsun sana tutuklu tüm kelimeler..
Gel, sensiz yetim bir çocuk gibi boynu büküldü ya gururumun..
Gel, tut sıkıca ellerimden beni bu hastalıktan kurtar!

Öyle bir "off..!" var ki içimde gizli...
Bilemezsin..
Bilmelisin..!!!


s.ç.s.a.b.t..!

Nursalkımın..

14 Ekim 2014 Salı

....




O kadar zor ki seninle sensizlik..

Bir çocuk gibi sığınmaya çalışıyorum sana..

Anlasana..

Çok çaresiz hissediyorum ve nefessiz..

Nursalkımın..

13 Ekim 2014 Pazartesi

Ah Be Mevlana'm..!




Ah be Mevlana'm..
          Söylesene derin kederinin sebebine tarif nedir?
                    Söylesene, lal eden yalnızlığının dili var mıdır?
                              Bir avuç kıskançlığa kurban edilen güneşin, çalınınca Şems'in,
                                        Söylesene semada parlayan bir avuç yıldız şimdi neye çaredir?

Söylesene bahtsız gül, dost gidince canın ehemmiyeti var mıdır tende?
          Söylesene, onsuzluğun sızısı avutulabilir mi hiç, başka bir yarende?
                    Söylesene şimdi mutluluğa dair izler kaldı mı güneşsiz gecende?
                              Söylesene Mevlana'm seninde mi kırıldı kolun kanadın şu karanlık alemde?

Söylesene Mevlana'm, şimdi hangi bahar avutsun senin gam tutan yüreğini?
           Hiç acımadan almadılar mı ellerinden kanata kanata kimsesizliğine ışıyan Şemsi'ni?
                     Ah be yaprakları pür-efkar salınan gül, şimdi sözlerin böylesine kanatıyorken beni....
                               Gelsem..
                                        Sürsem ateşine ellerimi, yangınını çekip alamaz mıyım?
                                                  Söndüremez miyim kimsesizliğini?
                                                            Geçmez mi acıların, çiçek açmaz mı dökülen yaprakların?
                                                                      Öpsem leb-i derya kıyılarından yüreğini?
                                                                                Çeksem, içime çeksem..
                                                                                           Tüketemez miyim sonsuz kederini?

Ah be yalnızlığın yalın hali,
          Ah be kimsesizliğin timsali...
                    Sızından ağlayan kamışlar misali...
                              Süzsem ruhundan kederini, elemini....
                                        Dinmez mi bağrıma akan gözyaşların?
                                                    Değmez mi efkarına tebessümün sağ eli?

Ah be Mevlana'm... Ah be açamayan tomurcuğum...
          Ah be Mevlana'm, takati solan mutluluğum...
                    Ah be Mevlana'm, maveraya kanan yolculuğum,
                              Gelsem pervane olsam kimsesizliğine,
                                         Ateşe dönen garip kelebekler misali..
                                                                                                       ...................
                                         Ah be yalnızlığımın suya yansıyan hayali..
                              Gelsen... Gelsen de tutsan üşüyen ellerimi..
                    Gelsen... Öpsen de avutsan yaralı yüreğimi..
          Gelsen... Şimdi Şems'izliğin çok acıtıyorken  beni..
Gelsen, bir gülsen de sevsen sevilmeyenlerimi...

s.ç.s.b.m.g.i...

//TKR

Nursalkımın..